Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
1. Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1. Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Şubat 2016 Çarşamba
2 Şubat 2016 Salı
Osmanlı Donemine Ait En Guzel 15 Adet
Osmanlı’ya ait gelenekleri ve âdetleri hiç merak ettiniz mi? Osmanlı dönemine ait en güzel 15 adeti görünce Osmanlı insanının ne kadar kibar, ne kadar düşünceli ve ne kadar alçakgönüllü olduğunu anlayabilirsiniz.
31 Ocak 2016 Pazar
Mehmet Emin Resulzaden'i Ruslara Satan Adam
Araştırmacı Adalet Tahirzade Mehmet Emin Resulzade'nin hayatı ile ilgili yeni tarihi gerçekleri ortaya çıkardı. Tahirzade açıklamasında Resulzadenin hapsine yardım eden kişinin resimlerini de sundu:
25 Ocak 2016 Pazartesi
Japonya ve Kore Tatarları
Rus inkılâbının ardından uzun süredir Rus işgali altındaki Asya topraklarında yaşayan İdil-Ural Türkleri Uzakdoğu’ya göç etmişlerdir.
22 Ocak 2016 Cuma
Çin Hükümetinin Türkistan Halkına Yönelik Etnik Temizlik Politikası
Çin hükümeti, Türkistan halkını tasfiye ettiği merkez ve vazifeleri, Çinliler’le doldurmaya başlamıştır. Doğu Türkistan’da 500 binden fazla
21 Ocak 2016 Perşembe
Bakteriye Karşı Koruma Kalkanı: Sakal
Uzun, yoğun sakallar birçok insana pis ve hijyenik olmadığı hissi verir. Ancak 2013 yılında yapılan ve sonuçları Journal of Hospital Infection isimli bilimsel dergide yayınlanan bir araştırmaya göre sakalsız erkekler enfeksiyona karşı sakallı erkeklerden daha fazla risk altında.
Türkmen Dağı (Şiir)
Duman çökmüş kızıl dağın başına
şehit düşmüş toprağına taşına
Bakmadılar akan gözyaşına
Dağlayıp gittiler Türkmen dağına
8 Ağustos 2015 Cumartesi
KASİDE - İSTANBUL
Şair Nedim
Bu şehri Stanbul ki b-î misl ü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tab ile tartılsa sezadır.
Bu şehri Stanbul ki b-î misl ü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tab ile tartılsa sezadır.
6 Ağustos 2015 Perşembe
Hiroşimaya Atılan Bomba
9 Ağustos 1945 tarihinde 4 buçuk tonluk atom bombası bir şehrin tepesine bırakılmış, yaklaşık 100 bin kişi gökten düşen şeyin ne olduğunu bile öğrenemeden feryatlar içinde hayatını kaybetmişti.
Atom Bombası
Kararsız atomların çekirdeğindeki zincirleme bölünme reaksiyonunun bir anda ve patlama şeklinde olmasıyla ortaya çıkan enerji . Eğer zincirleme bölünme reaksiyonu , kontollu bir şekilde devam ettirilirse atom pili veya nükleer santral meydana getirilir .
18 Temmuz 2015 Cumartesi
4 Madde İle Kanuni Sultan Süleyman Han Hakkında Az Bilinen Gerçekler
Bu yazımız da sizlere Avrupa’nın bile adaletinden hayranlıkla bahsettiği Kanuni Sultan Süleyman Han hakkında bir takım bilgiler vereceğiz inşaAllah.
1-Doğumu
Hafsa Hatun bir erkek çocuk doğurmak üzeredir. Gelenek olduğu üzere doğum Kur’an tilavetiyle beklenmektedir. Kur’an-ı Kerim’in başında şehzade Yavuz Sultan Selim. Erkek çocuğu olduğu haberi gelir Neml suresi 30. Ayeti okumaktadır meali şöyledir: “ Mektup Süleyman’dandır ve o Bismillahirrahmanirrahim ile başlamaktadır.” “Adını Süleyman koydum.” Der ulu devlet adamı ve Kur’an okumaya geri döner.
2-Sancak Vakti
Osmanlı devletinde genelde 10 yaşını geçmiş erkek çocuklar sancağa gönderilirdi. 7 yaşına kadar Trabzonda eğitilen Şehzade Süleyman bir rivayete göre bir süreliğine İstanbula gönderilmiş ve padişah olan dedesi Bayezid’in gözetiminde Enderun’da eğitim almıştır. Enderun o dönem de dünyanın en önemli siyasal bilimler akademisidir. Daha sonra Şehzade Süleyman Kırım Kefe sancağına gönderilir.
3-Seferleri
Yavuz Sultan Selim Han’ın vefatıyla tahta çıkan Sultan Süleyman, padişah olduğunun ilk Cuma’sı Eyüp Sultan’a radıyallahu anh gider orada o büyük sahabinin huzurunda adaletli bir yönetici olmaya yemin eder. Kanuni Sultam Süleyman 12 büyük sefer yapmış ve ömrünün büyük kısmını bu seferlerde yani Cihad ederek geçirmiştir. Osmanlı İslam devletinin sınırlarını en geniş noktalara ulaştırmıştır. Ona iftira edenler zevk eğlence içinde bir hayatının olduğunu söylüyor oysa ki o seferlerinin çokluğu bir yana sefer bittiğinde hemen saraya bile dönmüyordu. Avrupa’dan dönüyorsa Edirne’de, Anadoludan geliyorsa Gebze’de konaklar aylarca burada kalır orduyu sürek avlarına çıkarır, bir takım stratejiler belirlenirdi. İstanbul da sarayına bile gelse Hürrem Sultan o sırada Topkapı Sarayında değil Bayezid’teki Eski Saray’da bulunuyordu. İki yıl süren Mısır seferi dönüşünde Hasan Can’ın meşhur bir ikazı vardır: “ Sultanım ihmal ettiğiniz bir kişi yok mu?” Kendi nefislerine göre Padişah hayatı uyduranlar ise büyük iftiralara imza attılar. Mohaç muharebesinde Avrupa’nın en büyük kara ordusu Osmanlı toplarıyla dakikalar için de yok edilmiştir. Bu büyük zaferin gecesinde Kanuni Sultan Süleyman geceyi mezar şeklinde bir çukurda geçirecek ve zaferi kendinden bilmemek için bir gün mezara girip hesap vereceğini kendine hatırlatacaktır.
4-Alimlere Verilen Değer
Padişahlar neredeyse fetva almadan bir adım dahi atmazlardı bu konuda son derece titizdiler. Kanuni Sultan Süleyman, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların itlaf edilmesinin dinen caiz olup olmadığını Şeyhülislâm Ebussuud
Efendi’ye şu beyitle sorar.
“Dırahta ger ziyan etse karınca
Günâhı var mıdır ânı kırınca?”
(Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Ebussuud Efendi, zamanın şeyhülislâmıdır. Kanuni’ye hoş görünmek için, karıncanın ölmesinden ne olur padişahım, diyebilirdi, fakat o, ince bir nükteyle bakın ne diyor, bu da sanatkâr bir padişaha sıradan bir cevap değildir:
“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
Hayatı seferde geçen büyük padişah’ın vefatı da seferde olmuştu. Cenazesi İstanbul’a getirilip cenaze işlemleri başladı Padişah’ın bir vasiyeti vardı kendisine ait bir sandıkla gömülmek. Şeyhülislam Ebussuud efendiye, Sultan Süleyman’ın böyle bir vasiyeti bulunduğu söylendi. Ebussuud efendi “Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getirmeyesiz, dini mübine yani İslam’a uymaz” dedi. Sandığın içine bakıldı Sandığın içi, Kanuni’nin yapacağı işlerin, vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalarla dolu idi. Bunun üzerine Ebussuud efendi, “Hey büyük sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım” diye ağladı.
Osmanlı Devleti Kur’an’a ve Sünnet’e bağlılığıyla yükseldi bir cihan devleti oldu. Ama geçmişimizi okuyup ders çıkarmıyoruz, ecdadımız tarih yazmış bizlerin haberi yok. Biz bir farkındalık oluşturmak amacıyla bu yazıyı sizlerle paylaştık ki gerçek bilgiyi arayalım iftira atanlara kanmayalım. Kanmayalım ki Kur’an’a bağlı bir devlet ve millet nasıl yükseldi görelim. Konuyla alakalı bizim de yazının bazı bölümlerinde kaynak olarak faydalandığımız Talha Uğurluel’in “Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni” kitabını okumanızı tavsiye ederiz.
Kaynak:Suffagah
1-Doğumu
Hafsa Hatun bir erkek çocuk doğurmak üzeredir. Gelenek olduğu üzere doğum Kur’an tilavetiyle beklenmektedir. Kur’an-ı Kerim’in başında şehzade Yavuz Sultan Selim. Erkek çocuğu olduğu haberi gelir Neml suresi 30. Ayeti okumaktadır meali şöyledir: “ Mektup Süleyman’dandır ve o Bismillahirrahmanirrahim ile başlamaktadır.” “Adını Süleyman koydum.” Der ulu devlet adamı ve Kur’an okumaya geri döner.
2-Sancak Vakti
Osmanlı devletinde genelde 10 yaşını geçmiş erkek çocuklar sancağa gönderilirdi. 7 yaşına kadar Trabzonda eğitilen Şehzade Süleyman bir rivayete göre bir süreliğine İstanbula gönderilmiş ve padişah olan dedesi Bayezid’in gözetiminde Enderun’da eğitim almıştır. Enderun o dönem de dünyanın en önemli siyasal bilimler akademisidir. Daha sonra Şehzade Süleyman Kırım Kefe sancağına gönderilir.
3-Seferleri
Yavuz Sultan Selim Han’ın vefatıyla tahta çıkan Sultan Süleyman, padişah olduğunun ilk Cuma’sı Eyüp Sultan’a radıyallahu anh gider orada o büyük sahabinin huzurunda adaletli bir yönetici olmaya yemin eder. Kanuni Sultam Süleyman 12 büyük sefer yapmış ve ömrünün büyük kısmını bu seferlerde yani Cihad ederek geçirmiştir. Osmanlı İslam devletinin sınırlarını en geniş noktalara ulaştırmıştır. Ona iftira edenler zevk eğlence içinde bir hayatının olduğunu söylüyor oysa ki o seferlerinin çokluğu bir yana sefer bittiğinde hemen saraya bile dönmüyordu. Avrupa’dan dönüyorsa Edirne’de, Anadoludan geliyorsa Gebze’de konaklar aylarca burada kalır orduyu sürek avlarına çıkarır, bir takım stratejiler belirlenirdi. İstanbul da sarayına bile gelse Hürrem Sultan o sırada Topkapı Sarayında değil Bayezid’teki Eski Saray’da bulunuyordu. İki yıl süren Mısır seferi dönüşünde Hasan Can’ın meşhur bir ikazı vardır: “ Sultanım ihmal ettiğiniz bir kişi yok mu?” Kendi nefislerine göre Padişah hayatı uyduranlar ise büyük iftiralara imza attılar. Mohaç muharebesinde Avrupa’nın en büyük kara ordusu Osmanlı toplarıyla dakikalar için de yok edilmiştir. Bu büyük zaferin gecesinde Kanuni Sultan Süleyman geceyi mezar şeklinde bir çukurda geçirecek ve zaferi kendinden bilmemek için bir gün mezara girip hesap vereceğini kendine hatırlatacaktır.
4-Alimlere Verilen Değer
Padişahlar neredeyse fetva almadan bir adım dahi atmazlardı bu konuda son derece titizdiler. Kanuni Sultan Süleyman, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların itlaf edilmesinin dinen caiz olup olmadığını Şeyhülislâm Ebussuud
Efendi’ye şu beyitle sorar.
“Dırahta ger ziyan etse karınca
Günâhı var mıdır ânı kırınca?”
(Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Ebussuud Efendi, zamanın şeyhülislâmıdır. Kanuni’ye hoş görünmek için, karıncanın ölmesinden ne olur padişahım, diyebilirdi, fakat o, ince bir nükteyle bakın ne diyor, bu da sanatkâr bir padişaha sıradan bir cevap değildir:
“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
Hayatı seferde geçen büyük padişah’ın vefatı da seferde olmuştu. Cenazesi İstanbul’a getirilip cenaze işlemleri başladı Padişah’ın bir vasiyeti vardı kendisine ait bir sandıkla gömülmek. Şeyhülislam Ebussuud efendiye, Sultan Süleyman’ın böyle bir vasiyeti bulunduğu söylendi. Ebussuud efendi “Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getirmeyesiz, dini mübine yani İslam’a uymaz” dedi. Sandığın içine bakıldı Sandığın içi, Kanuni’nin yapacağı işlerin, vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalarla dolu idi. Bunun üzerine Ebussuud efendi, “Hey büyük sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım” diye ağladı.
Osmanlı Devleti Kur’an’a ve Sünnet’e bağlılığıyla yükseldi bir cihan devleti oldu. Ama geçmişimizi okuyup ders çıkarmıyoruz, ecdadımız tarih yazmış bizlerin haberi yok. Biz bir farkındalık oluşturmak amacıyla bu yazıyı sizlerle paylaştık ki gerçek bilgiyi arayalım iftira atanlara kanmayalım. Kanmayalım ki Kur’an’a bağlı bir devlet ve millet nasıl yükseldi görelim. Konuyla alakalı bizim de yazının bazı bölümlerinde kaynak olarak faydalandığımız Talha Uğurluel’in “Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni” kitabını okumanızı tavsiye ederiz.
Kaynak:Suffagah
20 Adımda Hayırlı Bir Koca Olmak
İyi bir eş olmak her evlilikte önemlidir. Evlilik tam anlamıyla bir ortaklık olmalıdır, iki kişinin de her daim yalnızca vermeyi düşündüğü ve almayı düşünmediği bir ortaklık. Eşlerin her biri her an diğer yarısı için daha iyi olma çabası içinde olmalıdır. İşte bu Müslüman bir koca olmak için izlenilecek, İslam’ın önemini vurguladığı ve İslamiyet’in habercisi Hz. Muhammed’in (sav) bizlere gösterdiği yoldur. Yanlış fikirlerden kurtulmak için okuyun ve beş yıldızlı bir koca olun!
1. Selamlaşarak başlayın.
İşten veya bir yolculuktan döndüğünüzde hanımınızı selamlayın. ‘’Es-selamu aleyküm’’ diyin, ‘’Allah’ın selamı üzerine olsun’’ demektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in şu hadisini hatırlayın: ‘’Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.”1
2. Ona aşkla bakın.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav.) şöyle buyurmuştur: “Karı koca birbirine sevgi ile bakınca Allah da onlara rahmet nazarı ile ’’2 Eşinizle konuşurken göz temasında bulunun, bir kadın olarak bundan ciddi anlamda memnun kalacaktır –ki aşk dolu bir göz teması kurmuş olmanız işin cabası!
3. Eşinizi önemseyin ve ona gülümseyin.
Muhammed (sav.) gülümsemeyi bir armağan –maddi değil manevi bir armağan olarak görmüştür, öyle bir armağan ki kaynağı gönüldür. Cerir bin Abdullah şöyle anlatıyor: ‘’Ben de denileni yaptım. [İman ettim.] O zamandan sonra Allah Resûlü ne zaman beri görse tebessüm ederdi.’’3 Ayrıca şu meşhur hadisi de hatırlayalım: ‘’(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır.’’4 Sonuç olarak, bu iki şeyi evliliğinizde eksik etmezseniz, ne kadar faziletli olacağını bir düşünün. Eşinizin ona olan aşkınızı ışık saçan tebessümünüzde hissetmesine izin verin.
4. Onu sevdiğinizi söyleyin.
Hem de sık sık söyleyin! Biraz romantik olun. Peygamber Efendimiz’den örnek alın! Efendimiz’in hanımı Hz. Aişe kendisine ‘’Beni nasıl seviyorsun?’’ diye sormuştu. Efendimiz ‘Kördüğüm gibi.’ diyerek cevapladı, sevgisinin güçlü ve sağlam olduğu anlamına geliyordu bu. Zaman zaman Hz. Aişe sorardı, ‘’Ey Allah’ın resulü, kördüğüm ne alemde?’’ ve Rasulullah cevaplardı, ‘İlk günkü gibi.’
5. Onu öpün.
Son derece basit bir hareket belki ama muazzam bir etkisi vardır. Peygamber Efendimiz (sav.) ibadet için ayrılmadan önce hanımını öperdi. Pozitif bir mizaç evinizde pozitif bir atmosfer oluşmasını sağlayacaktır.
6. Onunla oyunlar oynayın.
Efendimiz’in hanımı Hz. Aişe Peygamberimize bir yolculuğunda eşlik ettiğinden bahsetmiştir. O zamanlar Hz. Aişe genç bir kızdı ve kilolu değildi. Peygamber Efendimiz sahabelerine ilerlemelerini buyurdu, sahabe efendilerimiz önden yürüdüler. Efendimiz Hz. Aişe’ye ‘’Hadi, yarışmaya var mısın?’’ dedi. Aişe annemiz kendisinin koştuğunu ve Efendimiz’i geride bıraktığını anlatır. Peygamberimiz bir süre sessiz kaldı. Hz. Aişe bu olayı unutmuş ve de kilo almıştı, tekrar bir yolculuğunda Efendimiz’e eşlik etti. Hazreti Peygamber sahabelerine ilerlemelerini buyurdu, sahabeler önder yürüdüler. Efendimiz Hz. Aişe’ye tekrar kendisiyle yarışmasını teklif etti. Bu sefer Efendimiz hanımını geride bırakmıştı, gülümsedi ve “Bu, vaktiyle kazandığın koşunun rövanşıdır” buyurdu.
7. Eşinizle onun sevdiği şeyleri yaparak vakit geçirin!
Evliliğinizi iyileştirmek ve birbirinize yakınlaşmak için en iyi yol budur. Aişe başını Rasulullah’ın omzuna dayayarak Habeşistan’dan gelenlerin kalkan ve mızraklarla yaptığı gösteriyi izlerken Peygamber Efendimiz (sav.) mutlu bir şekilde eşini beklemişti. Yalnız Hz. Aişe yorulduğunda, ‘Memnun kaldın mı?’ diye sordu, onay alınca da beraber oradan ayrıldılar.
8. Onu destekleyin.
Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz’in hanımı kendisine bir yolcuğunda eşlik etmişti. Hanımı geç kalmıştı, Efendimiz onu ağlarken bulmuştu. Hz. Muhammed (sav.) kendi elleriyle eşinin gözyaşlarını sildi ve sakinleştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
9. Ev işlerinde yardımcı olun.
En azından kendi arkanızı toparlayın. Aişe’ye Rasulullah’ın ev hali sorulmuştu, o da şöyle cevapladı: “Evde hanımlarının işiyle meşgul olurdu. Namaz vakti gelince de namazını kılardı.” Ayrıca, Aişe annemiz şunları da rivayet etmiştir: ‘Herkes evinde ne yaparsa onu yapardı. Elbisesini yamar, ayakkabısını tamir eder, koyunlarını sağar, kendi işini kendi yapardı.’ Bilhassa eşiniz yorgun veya hastaysa sizden yardım istemesini beklemeden ona yardım edin.
10. Onunla beraber yiyip için.
Ya da bir adım daha ileri gidin ve Rasulullah’ın (sav.) yaptığı gibi yapın! Eşi bir kaptan içtiğinde onunla aynı kabı paylaşır ve dudaklarını eşinin dudaklarının değdiği noktaya koyarak içerdi. Ayrıca eşi bir et yediğinde o eti paylaşır ve dudaklarını onun dudaklarını koyduğu yere koyarak yerdi.12 Eğer tüm bunları yaparsanız eşiniz onu memnun etmeye çalıştığınızı bilecek ve bu aşk dolu küçük jestler sayesinde sizi daha da çok sevecektir.
11. Ona sevgi sözcükleriyle seslenin!
Muhammed (sav.) Aişe annemize ‘’Hümeyra’’13 diye seslenirdi. Hümeyra, gül gibi demektir. Hümeyra diyerek Efendimiz, eşine açık tenli ve gül gibi yanakları olduğunu söylemiş olurdu. Eşinize özel sevgi sözcükleri bulun, böylece onun daha uyumlu olduğunu ve iletişiminizin ilerlediğini göreceksiniz.
12. Onunla konuşun.
Onunla duyguları ve güzel anılarınız hakkında konuşun. Konuşarak beraberce vakit geçirin. Kötü haberleri söylemek için uygun zamanı bulana kadar bekleyin ve en uygun yolu seçin.
13. Neşeli olun.
Eşinizle birlikteyken ona karşı mutlu, neşeli, munis ve kibar olun.
14. Dürüst olun.
Yalan söylemekten kaçının. Ona karşı dürüst olmazsanız size asla güvenmez. Her zaman doğruları söyleyin.
15. Ona danışın.
Fikirlerinin sizin için önemli olduğunu hissetmesini sağlayın. Eğer o daha iyi bir fikre sahipse kararınızı değiştirin. Hz. Muhammed (sav.) sahabe efendilerimizle beraber Medine’den hac vazifesini yerine getirmek üzere ayrılmıştı. Ancak, Mekke’ye varmak üzere olduklarında gayrimüslimler Mekke’ye girmelerine izin vermediler. Bu yüzden, Peygamber Efendimiz (sav.) gayrimüslimlerle müminlerin lehine olmayan bir antlaşma yaptı ki bu antlaşmaya göre yine de hac vazifelerini gerçekleştiremeyeceklerdi. Sahabeler hayal kırıklığına uğramış ve sinirlenmişlerdi, hac vazifesini yerine getirmek için zorunlu olan ihrama girme halinden çıkmayacaklardı. (İhramdan çıkmak için tıraş olmak ve bazı diğer şeyleri yerine getirmek gerekir.) Rasulullah (sav.) sahabelerin bu halini gördü ve eşine danıştı. Eşi ona sahabelerin arasına gitmesini ve onların gözünü önünde başını tıraş etmesini tavsiye etti. Efendimiz bu tavsiyeyi dikkate aldı, sahabeler onu tıraş olurken gördüler ve üzerlerindeki hüsrandan kurtulup aynı şeyi yaptılar. Peygamber’in hanımının tavsiyesi ‘’günü kurtarmıştı.’’14 Siz ve eşiniz birbirinizin diğer yarısısınız: onun tavsiyesini almak evliliğinizi iyileştirecek en temel şeylerden biridir.
16. Teşekkür edin.
Yaptığı tüm güzel şeyler için ona teşekkür edin, bu eşinize özgüven verecektir.
17. Hediye alın.
Pahalı bir hediye olmasına gerek yok ama eşinizin beğeneceği bir şey olmalı.
18. Eşinizin helal isteklerine kulak verin.
Sizin gelişiminize katkı sağlamasına izin verin. İnsanları doğruluğa davet etme ve günah işlemekten alıkoyma konusunda onu destekleyin. Hayırlı arkadaş ve akrabalarıyla görüşmesi için onu teşvik edin. Onu helal dairede eğlenebileceğiniz şekilde dışarı çıkarın.
19. Yatakta nazik olun.
Evlilik ve cinsel ilişkinin İslami etiklerine bağlı olun. Sağlıklı bir özel hayatınız olsun ve o esnada eşinizi teşvik edin, onu övün. Helal ilişki aşk hayatınızı iyileştirir ve eşinizin memnuniyetini artırır.
20. Dua edin.
Allah’a eşinizle mükemmel bir ilişki kurup sürdürmenize yardım etmesi için dua edin.
İpuçları
Allah’a kulluk etme konusunda ona yardımcı olun. Gecenin ilk üçte birinde gece namazını kılması için uyandırın. Kuran, Hadis, Tefsir ve Zikir hakkında bildiklerinizi öğretin.
Eşinize karşı kibar ve merhametli olun. Terbiye edin. İlginizi hoş kelimelerle ve iltifatlarla gösterin.
Onun ihtiyaçlarını anlayın ve bu ihtiyaçları karşılamak için elinizden geleni yapın.
Cömert olun. İstemesini beklemeden gerekli parayı verin.
Sık sık ailesini ziyaret etmesini sağlayın, bilhassa özel durumlarda aile ziyaretlerini aksatmayın.
Asla saygısızlık etmeyin.
Eşinize asla yalan söylemeyin.
Ona güzel olduğunu söyleyin.
Ona güvenin, onu sevin ve anlayın.
Uyarılar
Aşırı kıskançlıktan kaçının. Telefonları cevaplamasına engel olmayın. Ona kendisine ait alan bırakın ki bunalmış hissetmesin.
Ona hakaret ederek mahcup etmeyin.
Asla güvenini kaybetmeyin, şaka yollu olsa bile.
Ona başka erkekleri tasvir etmeyin ve onu başka kadınlarla karşılaştırmayın.
Onu aşağılamayın. Eğer incitirseniz özür dileyerek gönlünü almaya ve onu memnun etmeye çalışın.
Asla eşinizi kötü yemek pişirdiği için suçlamayın. Eğer yemeği beğendiyseniz yiyin ve teşekkür edin. Beğenmediyseniz hiçbir şey söylemeyin.
Asla kesin bir kanıt olmadan ithamda bulunmayın.
Eve ummadık zamanda veya gece dönmekten kaçının, bu eşinizin şüphelenmesine sebep olabilir.
Kaynak ve Alıntılar
[1] [Sahih Müslim: 54, Müslim, İman, 93]
[2] [Sahih Buhari 6:19, Tirmizî 14:79]
[3] [Sünen-i Kübrâ (Beyhakî): 2/17132]
[4] [Sünen-i Tirmizî 1879, Sahîh Ibn Hibbân 475 & 530]
[5] [İbn Hâcer el-Askalanî Lisan el-Mizan 760]
[6] [Ebu Davud 13/2380]
[7] [Ebu Davud 14/2572]
[8] [Sahih Buhari 15/70]
[9] [Sünen-i Kübra 9117
[10] [Buhari]
[11] [Tirmizî]
[12] [Müslim 300, Sünen-i Nesai 281]
[13] `A’ishah was watching the Ethiopian acrobats performing in the masjid and the Prophet (peace be upon him) said: “O Humayrâ’, do you wish to watch them?” [Es-Sünen’ül Kübra (Nesai) 5/307]
[14] [6. Buhârî, 3/182]
Kaynak:Suffagah
1. Selamlaşarak başlayın.
İşten veya bir yolculuktan döndüğünüzde hanımınızı selamlayın. ‘’Es-selamu aleyküm’’ diyin, ‘’Allah’ın selamı üzerine olsun’’ demektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in şu hadisini hatırlayın: ‘’Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.”1
2. Ona aşkla bakın.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav.) şöyle buyurmuştur: “Karı koca birbirine sevgi ile bakınca Allah da onlara rahmet nazarı ile ’’2 Eşinizle konuşurken göz temasında bulunun, bir kadın olarak bundan ciddi anlamda memnun kalacaktır –ki aşk dolu bir göz teması kurmuş olmanız işin cabası!
3. Eşinizi önemseyin ve ona gülümseyin.
Muhammed (sav.) gülümsemeyi bir armağan –maddi değil manevi bir armağan olarak görmüştür, öyle bir armağan ki kaynağı gönüldür. Cerir bin Abdullah şöyle anlatıyor: ‘’Ben de denileni yaptım. [İman ettim.] O zamandan sonra Allah Resûlü ne zaman beri görse tebessüm ederdi.’’3 Ayrıca şu meşhur hadisi de hatırlayalım: ‘’(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır.’’4 Sonuç olarak, bu iki şeyi evliliğinizde eksik etmezseniz, ne kadar faziletli olacağını bir düşünün. Eşinizin ona olan aşkınızı ışık saçan tebessümünüzde hissetmesine izin verin.
4. Onu sevdiğinizi söyleyin.
Hem de sık sık söyleyin! Biraz romantik olun. Peygamber Efendimiz’den örnek alın! Efendimiz’in hanımı Hz. Aişe kendisine ‘’Beni nasıl seviyorsun?’’ diye sormuştu. Efendimiz ‘Kördüğüm gibi.’ diyerek cevapladı, sevgisinin güçlü ve sağlam olduğu anlamına geliyordu bu. Zaman zaman Hz. Aişe sorardı, ‘’Ey Allah’ın resulü, kördüğüm ne alemde?’’ ve Rasulullah cevaplardı, ‘İlk günkü gibi.’
5. Onu öpün.
Son derece basit bir hareket belki ama muazzam bir etkisi vardır. Peygamber Efendimiz (sav.) ibadet için ayrılmadan önce hanımını öperdi. Pozitif bir mizaç evinizde pozitif bir atmosfer oluşmasını sağlayacaktır.
6. Onunla oyunlar oynayın.
Efendimiz’in hanımı Hz. Aişe Peygamberimize bir yolculuğunda eşlik ettiğinden bahsetmiştir. O zamanlar Hz. Aişe genç bir kızdı ve kilolu değildi. Peygamber Efendimiz sahabelerine ilerlemelerini buyurdu, sahabe efendilerimiz önden yürüdüler. Efendimiz Hz. Aişe’ye ‘’Hadi, yarışmaya var mısın?’’ dedi. Aişe annemiz kendisinin koştuğunu ve Efendimiz’i geride bıraktığını anlatır. Peygamberimiz bir süre sessiz kaldı. Hz. Aişe bu olayı unutmuş ve de kilo almıştı, tekrar bir yolculuğunda Efendimiz’e eşlik etti. Hazreti Peygamber sahabelerine ilerlemelerini buyurdu, sahabeler önder yürüdüler. Efendimiz Hz. Aişe’ye tekrar kendisiyle yarışmasını teklif etti. Bu sefer Efendimiz hanımını geride bırakmıştı, gülümsedi ve “Bu, vaktiyle kazandığın koşunun rövanşıdır” buyurdu.
7. Eşinizle onun sevdiği şeyleri yaparak vakit geçirin!
Evliliğinizi iyileştirmek ve birbirinize yakınlaşmak için en iyi yol budur. Aişe başını Rasulullah’ın omzuna dayayarak Habeşistan’dan gelenlerin kalkan ve mızraklarla yaptığı gösteriyi izlerken Peygamber Efendimiz (sav.) mutlu bir şekilde eşini beklemişti. Yalnız Hz. Aişe yorulduğunda, ‘Memnun kaldın mı?’ diye sordu, onay alınca da beraber oradan ayrıldılar.
8. Onu destekleyin.
Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz’in hanımı kendisine bir yolcuğunda eşlik etmişti. Hanımı geç kalmıştı, Efendimiz onu ağlarken bulmuştu. Hz. Muhammed (sav.) kendi elleriyle eşinin gözyaşlarını sildi ve sakinleştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
9. Ev işlerinde yardımcı olun.
En azından kendi arkanızı toparlayın. Aişe’ye Rasulullah’ın ev hali sorulmuştu, o da şöyle cevapladı: “Evde hanımlarının işiyle meşgul olurdu. Namaz vakti gelince de namazını kılardı.” Ayrıca, Aişe annemiz şunları da rivayet etmiştir: ‘Herkes evinde ne yaparsa onu yapardı. Elbisesini yamar, ayakkabısını tamir eder, koyunlarını sağar, kendi işini kendi yapardı.’ Bilhassa eşiniz yorgun veya hastaysa sizden yardım istemesini beklemeden ona yardım edin.
10. Onunla beraber yiyip için.
Ya da bir adım daha ileri gidin ve Rasulullah’ın (sav.) yaptığı gibi yapın! Eşi bir kaptan içtiğinde onunla aynı kabı paylaşır ve dudaklarını eşinin dudaklarının değdiği noktaya koyarak içerdi. Ayrıca eşi bir et yediğinde o eti paylaşır ve dudaklarını onun dudaklarını koyduğu yere koyarak yerdi.12 Eğer tüm bunları yaparsanız eşiniz onu memnun etmeye çalıştığınızı bilecek ve bu aşk dolu küçük jestler sayesinde sizi daha da çok sevecektir.
11. Ona sevgi sözcükleriyle seslenin!
Muhammed (sav.) Aişe annemize ‘’Hümeyra’’13 diye seslenirdi. Hümeyra, gül gibi demektir. Hümeyra diyerek Efendimiz, eşine açık tenli ve gül gibi yanakları olduğunu söylemiş olurdu. Eşinize özel sevgi sözcükleri bulun, böylece onun daha uyumlu olduğunu ve iletişiminizin ilerlediğini göreceksiniz.
12. Onunla konuşun.
Onunla duyguları ve güzel anılarınız hakkında konuşun. Konuşarak beraberce vakit geçirin. Kötü haberleri söylemek için uygun zamanı bulana kadar bekleyin ve en uygun yolu seçin.
13. Neşeli olun.
Eşinizle birlikteyken ona karşı mutlu, neşeli, munis ve kibar olun.
14. Dürüst olun.
Yalan söylemekten kaçının. Ona karşı dürüst olmazsanız size asla güvenmez. Her zaman doğruları söyleyin.
15. Ona danışın.
Fikirlerinin sizin için önemli olduğunu hissetmesini sağlayın. Eğer o daha iyi bir fikre sahipse kararınızı değiştirin. Hz. Muhammed (sav.) sahabe efendilerimizle beraber Medine’den hac vazifesini yerine getirmek üzere ayrılmıştı. Ancak, Mekke’ye varmak üzere olduklarında gayrimüslimler Mekke’ye girmelerine izin vermediler. Bu yüzden, Peygamber Efendimiz (sav.) gayrimüslimlerle müminlerin lehine olmayan bir antlaşma yaptı ki bu antlaşmaya göre yine de hac vazifelerini gerçekleştiremeyeceklerdi. Sahabeler hayal kırıklığına uğramış ve sinirlenmişlerdi, hac vazifesini yerine getirmek için zorunlu olan ihrama girme halinden çıkmayacaklardı. (İhramdan çıkmak için tıraş olmak ve bazı diğer şeyleri yerine getirmek gerekir.) Rasulullah (sav.) sahabelerin bu halini gördü ve eşine danıştı. Eşi ona sahabelerin arasına gitmesini ve onların gözünü önünde başını tıraş etmesini tavsiye etti. Efendimiz bu tavsiyeyi dikkate aldı, sahabeler onu tıraş olurken gördüler ve üzerlerindeki hüsrandan kurtulup aynı şeyi yaptılar. Peygamber’in hanımının tavsiyesi ‘’günü kurtarmıştı.’’14 Siz ve eşiniz birbirinizin diğer yarısısınız: onun tavsiyesini almak evliliğinizi iyileştirecek en temel şeylerden biridir.
16. Teşekkür edin.
Yaptığı tüm güzel şeyler için ona teşekkür edin, bu eşinize özgüven verecektir.
17. Hediye alın.
Pahalı bir hediye olmasına gerek yok ama eşinizin beğeneceği bir şey olmalı.
18. Eşinizin helal isteklerine kulak verin.
Sizin gelişiminize katkı sağlamasına izin verin. İnsanları doğruluğa davet etme ve günah işlemekten alıkoyma konusunda onu destekleyin. Hayırlı arkadaş ve akrabalarıyla görüşmesi için onu teşvik edin. Onu helal dairede eğlenebileceğiniz şekilde dışarı çıkarın.
19. Yatakta nazik olun.
Evlilik ve cinsel ilişkinin İslami etiklerine bağlı olun. Sağlıklı bir özel hayatınız olsun ve o esnada eşinizi teşvik edin, onu övün. Helal ilişki aşk hayatınızı iyileştirir ve eşinizin memnuniyetini artırır.
20. Dua edin.
Allah’a eşinizle mükemmel bir ilişki kurup sürdürmenize yardım etmesi için dua edin.
İpuçları
Allah’a kulluk etme konusunda ona yardımcı olun. Gecenin ilk üçte birinde gece namazını kılması için uyandırın. Kuran, Hadis, Tefsir ve Zikir hakkında bildiklerinizi öğretin.
Eşinize karşı kibar ve merhametli olun. Terbiye edin. İlginizi hoş kelimelerle ve iltifatlarla gösterin.
Onun ihtiyaçlarını anlayın ve bu ihtiyaçları karşılamak için elinizden geleni yapın.
Cömert olun. İstemesini beklemeden gerekli parayı verin.
Sık sık ailesini ziyaret etmesini sağlayın, bilhassa özel durumlarda aile ziyaretlerini aksatmayın.
Asla saygısızlık etmeyin.
Eşinize asla yalan söylemeyin.
Ona güzel olduğunu söyleyin.
Ona güvenin, onu sevin ve anlayın.
Uyarılar
Aşırı kıskançlıktan kaçının. Telefonları cevaplamasına engel olmayın. Ona kendisine ait alan bırakın ki bunalmış hissetmesin.
Ona hakaret ederek mahcup etmeyin.
Asla güvenini kaybetmeyin, şaka yollu olsa bile.
Ona başka erkekleri tasvir etmeyin ve onu başka kadınlarla karşılaştırmayın.
Onu aşağılamayın. Eğer incitirseniz özür dileyerek gönlünü almaya ve onu memnun etmeye çalışın.
Asla eşinizi kötü yemek pişirdiği için suçlamayın. Eğer yemeği beğendiyseniz yiyin ve teşekkür edin. Beğenmediyseniz hiçbir şey söylemeyin.
Asla kesin bir kanıt olmadan ithamda bulunmayın.
Eve ummadık zamanda veya gece dönmekten kaçının, bu eşinizin şüphelenmesine sebep olabilir.
Kaynak ve Alıntılar
[1] [Sahih Müslim: 54, Müslim, İman, 93]
[2] [Sahih Buhari 6:19, Tirmizî 14:79]
[3] [Sünen-i Kübrâ (Beyhakî): 2/17132]
[4] [Sünen-i Tirmizî 1879, Sahîh Ibn Hibbân 475 & 530]
[5] [İbn Hâcer el-Askalanî Lisan el-Mizan 760]
[6] [Ebu Davud 13/2380]
[7] [Ebu Davud 14/2572]
[8] [Sahih Buhari 15/70]
[9] [Sünen-i Kübra 9117
[10] [Buhari]
[11] [Tirmizî]
[12] [Müslim 300, Sünen-i Nesai 281]
[13] `A’ishah was watching the Ethiopian acrobats performing in the masjid and the Prophet (peace be upon him) said: “O Humayrâ’, do you wish to watch them?” [Es-Sünen’ül Kübra (Nesai) 5/307]
[14] [6. Buhârî, 3/182]
Kaynak:Suffagah
16 Temmuz 2015 Perşembe
Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun
Müslümanların iki büyük bayramından biri. Ramazan ayında tutulan bir aylık orucun bitiminde Şevval ayının ilk günü müslümanların bayram günüdür. Ramazan bayramına, o gün fıtır sadakası verilmesinden dolayı "Fıtır bayramı" adı da verilmektedir.
Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm'ın iki bayramını onlara haber verdi: "Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti" (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan'ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan'ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval'in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).
Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocuklarin, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah'a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Bayram günü oruç tutmak ise haramdır.
Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılığını hissetmek, diğer günlerden farklı bir gün olduğunu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, ağzı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun diğer yerlerindeki kılları sünnete uygun bir şekilde temizleyip düzene koymak, İslâm'ın adabından olan güzel şeylerdir ve müstehabtır. Ayrıca fertlerin birbirine karşı diğer günlerden daha fazla güleryüzlü davranması, neşeli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir şey yemek; bunun da bir, üç, beş gibi tekli olmasina dikkat etmek; namaza giderken Allah'ı zikretmek, karşılaşılan müslüman kardeşlerle selamlaşip bayram sevincini paylaşmak, bu günü daha bir anlamli kılacak davranışlardır ve Hz. Peygamber'in sünnetleridir. Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak müslüman evlatların terketmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.
Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yettiğince sadaka vermek, daha fazla müslümanla karşılaşıp sevinci paylaşmak için namaza gidilen yoldan gelmeyip başka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakalarin dışında, üzerlerine vâcib olan müslümanlar, bayram namazından önce "fitre" adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâcibdir (Tecrid-i Sarih, Tercümesi, 367). Bayram namazından sonra müslümanların birbirleriyle bayramlaşıp musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları İslâm'ın hoş karşiladığı güzel geleneklerdir.
Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs'tan gelen bir rivâyet şöyledir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı..." (Tecrid-i Sarih Tercümesi III, 174).
Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geniş ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine'ye bin arşın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya "Musallâ" adı verilmişti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: "Resulullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ'ya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib şöyle anlatır: "Resulullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyacağız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir" buyurdu (Ebu Davud II, 225).
Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için çağrı yapılabileceği yönünde mürsel hadisler de vardır. Örneğin, "Resulullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmuşlardır... Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip 'namaza gelin' gibi sözlerle namaza çağırmak mekruh olmaz. Ancak "Hayyaalessalah gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur" (Tecrid-i Sarih, III, 181) diyen âlimler de vardır.
Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görüşler vardır. Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmuş bir gerçektir. Hattâ şu hadis hayizlı kadınların dahi namaza durmamak şartıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir: Ümmü Atiyye'nin bildirdiğine göre "Taze, kocaya varmamış kızlara, hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar (namaza katılmazlardı)" (Tecrid-i Sarih, III, 183). Diğer bir rivâyette İbn Abbas diyor ki: "Resulullah, kadınların hutbeyi işitmediklerini düşünerek Bilâl'i alip onların yanına geldi, onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzüğünü Bilâl'in eteğine atıyorlardı" (Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241). Bütün bunlara rağmen, ahlak ve namusa verilen değerin azaldığı, fitne ve fesadın yaygınlaştığı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslâm'ın ruhuna daha uygundur.
Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle olduğu için, hilalin görünüp görünmediği hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram olduğu anlaşılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir. Ancak, bayram namazı öğle vaktine kadar kılınabileceği için, eğer o günün bayram olduğu öğleden önce anlaşılmışsa, bayram namazı hemen kılınır; yok eğer öğleden sonra oruçlar açılmışsa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayacağı konusunda İslâm âlimleri arasında görüş farklılığı vardır. "Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Resuluüllah'a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine şâhitlik ediyorlardı. Resuûlullah onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ'ya gitmelerini emretti" (Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabileceği görüşündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.
Bayramlarda eğlenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, ağırbaşlılığı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, müslüman şahsiyetine yakişir bir şekilde olmasina dikkat etmek gerekir.
Kaynak: Rehberim.net
Resulullah (s.a.s) Medine'ye hicret ettiği zaman Medinelilerin eğlenip neşelendigi iki bayramları vardı. Hz. Peygamber Medinelilere özgü olan, cahiliye izleri taşıyan bu bayramların yerine bütün müslümanların sevinip eğleneceği İslâm'ın iki bayramını onlara haber verdi: "Allahu Teâlâ size, kutladığınız bu iki bayramın yerine, daha hayırlısını, Ramazan bayramı ile Kurban bayramını hediye etti" (Sünen-i Ebû Dâvud, Salat, 239). Bayram, Ramazan çıkıp bayramın başladığı Şevval hilalini görmekle, havanın bulutlu olması durumunda da Ramazan'ı otuz gün tutmakla başlar. Ramazan'ın yirmi dokuzunda hilal görünürse, ertesi gün Şevval'in biridir ve bayram yapılır (Sünen-i Ebû Dâvud, 3/306).
Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mübah olduğu; müslümanların eğlenip birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri; çocuklarin, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği; kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı; bütün bunlarla birlikte Allah'a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan bayramında yapılması vâcib olan fıtır sadakası vermek, bayram namazı kılmak gibi ibadetlerin yanında sünnet, müstehab olanları da vardır. Bayram günü oruç tutmak ise haramdır.
Ramazan bayramı sabahı erken kalkıp bayramın canlılığını hissetmek, diğer günlerden farklı bir gün olduğunu görmek, cünüp olsun olmasın guslederek temiz (mümkünse yeni) elbiseler giymek, pis kokulu yiyeceklerden uzak durmak, ağzı misvaklayıp fırçalamak, güzel kokular sürünmek, saçı-sakalı, tırnakları ve vücudun diğer yerlerindeki kılları sünnete uygun bir şekilde temizleyip düzene koymak, İslâm'ın adabından olan güzel şeylerdir ve müstehabtır. Ayrıca fertlerin birbirine karşı diğer günlerden daha fazla güleryüzlü davranması, neşeli görünmek, topluca bayram namazına gitmek; namazdan önce varsa hurma, hurma yoksa tatlı bir şey yemek; bunun da bir, üç, beş gibi tekli olmasina dikkat etmek; namaza giderken Allah'ı zikretmek, karşılaşılan müslüman kardeşlerle selamlaşip bayram sevincini paylaşmak, bu günü daha bir anlamli kılacak davranışlardır ve Hz. Peygamber'in sünnetleridir. Yakın akrabaların birbirini ziyaret edip sorması, ihtiyaç içinde olanlara yardımcı olunması gerekir. Ana-babayı unutmamak, hiç olmazsa bayram günlerinde kendilerini ziyaret edip gönüllerini almak müslüman evlatların terketmemesi gereken dinî bir yükümlülüktür.
Zengin olunsun fakir olunsun, bayram gününde güç yettiğince sadaka vermek, daha fazla müslümanla karşılaşıp sevinci paylaşmak için namaza gidilen yoldan gelmeyip başka bir yoldan dönmek sünnettir. Sadakalarin dışında, üzerlerine vâcib olan müslümanlar, bayram namazından önce "fitre" adı verilen fıtır sadakalarını verirler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre sadaka-i fıtır farz, Hanefi mezhebine göre vâcibdir (Tecrid-i Sarih, Tercümesi, 367). Bayram namazından sonra müslümanların birbirleriyle bayramlaşıp musâfaha yapmaları, kucaklaşmaları İslâm'ın hoş karşiladığı güzel geleneklerdir.
Sabah namazından sonra bayram namazına kadar hiç bir namaz kılınmaz. Bu konuda İbn Abbâs'tan gelen bir rivâyet şöyledir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.s) fıtır bayramı günü yalnız iki rekât kıldırıp ondan evvel de sonra da hiç bir namaz kılmadı..." (Tecrid-i Sarih Tercümesi III, 174).
Bayram namazının cami-mescid gibi kapalı yerler yerine açık alanda, geniş ve düz bir meydanda kılınması sünnettir. Medine'ye bin arşın uzaklıkta bir yer vardı ki buraya "Musallâ" adı verilmişti. Bayram namazları da burada kılınırdı. Ebû Saîd el-Hudrî diyor ki: "Resulullah fıtır bayramı ile kurban bayramı günlerinde Musallâ'ya çıkardı. İlk başladığı şey namaz olurdu. Sonra namazdan çıkıp, cemaat saflarında otururken ayakta onlara dönüp vaaz eder ve istediklerini tavsiyede bulunurdu. Abdullah b. Sâib şöyle anlatır: "Resulullah (s.a.s) ile bayram namazında bulundum. Namazı bitirince; Biz hutbe okuyacağız, dinlemek isteyen otursun dinlesin, gitmek isteyen de gidebilir" buyurdu (Ebu Davud II, 225).
Bayram namazlarında ezan okunmaz. Bu konuyla ilgili pek çok hadis vardır. Ancak, halkın namazı kaçırmaması için çağrı yapılabileceği yönünde mürsel hadisler de vardır. Örneğin, "Resulullah, bayramlarda essalâtü câmiah (Topluca namaz kılmaya buyrunuz) diye nidâ etmeyi müezzine emir buyurmuşlardır... Dolayısıyla bu rivâyeti kabul edip 'namaza gelin' gibi sözlerle namaza çağırmak mekruh olmaz. Ancak "Hayyaalessalah gibi ezan cümleleriyle nidâ edilirse bu mekruh olur" (Tecrid-i Sarih, III, 181) diyen âlimler de vardır.
Kadınların bayram namazına gidip gidemeyecekleri konusunda da farklı görüşler vardır. Peygamberimiz zamanında kadınların bayram namazına gittikleri bir çok sahih hadisle sabit olmuş bir gerçektir. Hattâ şu hadis hayizlı kadınların dahi namaza durmamak şartıyla namaz yerine gidebileceklerini göstermektedir: Ümmü Atiyye'nin bildirdiğine göre "Taze, kocaya varmamış kızlara, hattâ hayızlı olanlara varıncaya kadar bütün kadınlar namazgaha çıkar, o günün bereketinden nasiplenmek ümidiyle erkeklerle birlikte tekbir getirir, onlarla beraber dua ederlerdi. Yalnız, hayızlı olanlar Musallanın haricinde kalıp cemaatin tekbir ve dualarında hazır bulunurlar (namaza katılmazlardı)" (Tecrid-i Sarih, III, 183). Diğer bir rivâyette İbn Abbas diyor ki: "Resulullah, kadınların hutbeyi işitmediklerini düşünerek Bilâl'i alip onların yanına geldi, onlara vaaz ederek sadaka vermelerini emretti. Kadınlar küpesini, yüzüğünü Bilâl'in eteğine atıyorlardı" (Sünen-i Ebu Dâvud, Salat, 239,241). Bütün bunlara rağmen, ahlak ve namusa verilen değerin azaldığı, fitne ve fesadın yaygınlaştığı ortamlarda kadınların cemaate katılmayıp evlerinde durmaları İslâm'ın ruhuna daha uygundur.
Ramazan bayramının tespiti kamerî aylardan Şevval hilalinin görünmesiyle olduğu için, hilalin görünüp görünmediği hakkında kesin bir sonuca varılamaz da Ramazan orucunun otuzuncu günü, o günün bayram olduğu anlaşılırsa, orucu iftar edip bayram yapmak gerekir. Ancak, bayram namazı öğle vaktine kadar kılınabileceği için, eğer o günün bayram olduğu öğleden önce anlaşılmışsa, bayram namazı hemen kılınır; yok eğer öğleden sonra oruçlar açılmışsa, ilk gün bayram namazı kılınmaz. İkinci gün kılınıp kılınmayacağı konusunda İslâm âlimleri arasında görüş farklılığı vardır. "Bir grup insan (binek üzerinde oldukları halde) Resuluüllah'a gelerek, bir gün önce hilali gördüklerine şâhitlik ediyorlardı. Resuûlullah onlara, iftar etmelerini, ertesi sabah da Musallâ'ya gitmelerini emretti" (Sünen-i Ebû Dâvud, II, 227) hadisini delil kabul eden Hanefi ve Hanbelîler, bayram namazının ikinci günü kılınabileceği görüşündedirler. Şâfiîler bayram namazını sünnet kabul ettikleri için, onlara göre ikinci günü kılınmaz.
Bayramlarda eğlenmek ve hattâ oyunlar oynamakta bir sakınca yoktur. Ancak, İslâmî kuralları, haramı, helali, utanma duygusunu, ağırbaşlılığı, israfı ve kâfirlere özenip onlara benzememeyi akıldan çıkarmadan, müslüman şahsiyetine yakişir bir şekilde olmasina dikkat etmek gerekir.
Kaynak: Rehberim.net
Azerbaycan Hakkında Bilinmesi Gereken 15 Şey
Pek çoğumuzun komşularımız hakkında az çok fikri vardır. Bize en yakın olan komşularımızdan biri de tarihi, kültürel, sosyal ve ekonomik açıdan köklü ilişkilere sahip Azerbaycan.
Peki Azerbaycan’ı ne kadar tanıyoruz? Eğer Azerbaycan’a neden Ateşler Kenti denildiğini, kaç iklimden oluştuğunu veya Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan bu ülkeyi daha yakından tanımak istiyorsanız bu yazıyı okumadan geçmeyin.
1. Azerbaycan, dünyanın en eski petrol ihracatçısıdır. Dünyadaki ilk petrol sondajı, 1847 yılında Abşeron’da yapılmıştır. Hazar petrollerini Batı’ya açan ilk ülke olan Azerbaycan’da dünyanın en kaliteli petroolleri çıkarılmakta.
2. 1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Doğu’da ilk demokratik cumhuriyet oldu. 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması ile yeniden bağımsızlığını kazandı.
3. Ermenistan'ın işgali sonucu dünya genelinde kendi ülkesinde öz yerinden zorunlu olarak göçe tabi tutulmuş en çok göçmen (mülteci) insan (1 milyondan fazla) Azerbaycan’da.
4. ABD ve İsviçre’den önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren dünyadaki ilk Müslüman ülke Azerbaycan’dı. 1918 yılında kadınlara oy hakkı tanındı.
5. Azerbaycan’ın para birimi olan Manat, dünyanın 5. değerli para birimidir.
6. 1885’te doğan ve 1948 yılında hayatını kaybeden ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyov’un sahnelediği “Leyla ile Mecnun” doğu ülkelerinde bestelenen ilk opera olarak tarihe geçti.
7. Azerbaycan, 2006’da yüzde 35’lik büyüme hızıyla dünyada en hızlı büyüyen ülke, Dünya Bankası istatistiğine göre de 2009’da en reformcu ülke oldu.
8. Dünyanın en kaliteli havyarı Hazar Denizi’nin Azerbaycan kıyılarından çıkarılır. Dünya havyar üretiminin %80’i buradan karşılanır.
9. Türk Cumhuriyetleri arasında okuma ve yazma oranı en yüksek ülke Azerbaycan’dır
10. Dünyada bulunan 11 iklimin 9’u Azerbaycan’da.
11. Azerbaycan dünyada “Ateşler Ülkesi”, Bakü ise “Rüzgarlar Şehri” olarak anılır.
12. Hazar Denizi’nin en derin yeri 1025 metre ile Azerbaycan’dadır.
13. Azerbaycan’ın ilk üniversitesi Bakü Devlet Üniversitesi, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde 15 Kasım 1919 tarihinde kuruldu.
14. Dünya'da Ankara hükümetini ilk tanıyan ülke Azerbaycan'dır.
15. Sovyet Sonrası Cumhuriyetler arasında, Eurovizyon’u kazanan ilk ülke Azerbaycan'dır.
Kaynak: HaberAzerbaycan.com
Peki Azerbaycan’ı ne kadar tanıyoruz? Eğer Azerbaycan’a neden Ateşler Kenti denildiğini, kaç iklimden oluştuğunu veya Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan bu ülkeyi daha yakından tanımak istiyorsanız bu yazıyı okumadan geçmeyin.
1. Azerbaycan, dünyanın en eski petrol ihracatçısıdır. Dünyadaki ilk petrol sondajı, 1847 yılında Abşeron’da yapılmıştır. Hazar petrollerini Batı’ya açan ilk ülke olan Azerbaycan’da dünyanın en kaliteli petroolleri çıkarılmakta.
2. 1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Doğu’da ilk demokratik cumhuriyet oldu. 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması ile yeniden bağımsızlığını kazandı.
3. Ermenistan'ın işgali sonucu dünya genelinde kendi ülkesinde öz yerinden zorunlu olarak göçe tabi tutulmuş en çok göçmen (mülteci) insan (1 milyondan fazla) Azerbaycan’da.
4. ABD ve İsviçre’den önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren dünyadaki ilk Müslüman ülke Azerbaycan’dı. 1918 yılında kadınlara oy hakkı tanındı.
5. Azerbaycan’ın para birimi olan Manat, dünyanın 5. değerli para birimidir.
6. 1885’te doğan ve 1948 yılında hayatını kaybeden ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyov’un sahnelediği “Leyla ile Mecnun” doğu ülkelerinde bestelenen ilk opera olarak tarihe geçti.
7. Azerbaycan, 2006’da yüzde 35’lik büyüme hızıyla dünyada en hızlı büyüyen ülke, Dünya Bankası istatistiğine göre de 2009’da en reformcu ülke oldu.
8. Dünyanın en kaliteli havyarı Hazar Denizi’nin Azerbaycan kıyılarından çıkarılır. Dünya havyar üretiminin %80’i buradan karşılanır.
9. Türk Cumhuriyetleri arasında okuma ve yazma oranı en yüksek ülke Azerbaycan’dır
10. Dünyada bulunan 11 iklimin 9’u Azerbaycan’da.
11. Azerbaycan dünyada “Ateşler Ülkesi”, Bakü ise “Rüzgarlar Şehri” olarak anılır.
12. Hazar Denizi’nin en derin yeri 1025 metre ile Azerbaycan’dadır.
13. Azerbaycan’ın ilk üniversitesi Bakü Devlet Üniversitesi, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde 15 Kasım 1919 tarihinde kuruldu.
14. Dünya'da Ankara hükümetini ilk tanıyan ülke Azerbaycan'dır.
15. Sovyet Sonrası Cumhuriyetler arasında, Eurovizyon’u kazanan ilk ülke Azerbaycan'dır.
Kaynak: HaberAzerbaycan.com
14 Temmuz 2015 Salı
Türk–İslam Mimarisi Üzerine
Meselâ bir Anadolu Müslümanı için, alışageldiği kalem misâli Osmanlı minarelerinden sonra, Bağdat’da Samarra Ulucamii’nin, Tunus’da Kayrevan Ulucamii’nin, Mali’de Djenne Ulucamii’nin, Sincan Uygur’da Emin ve Kırgızistan’da Burana minarelerini görmek çok ilginç bir tecrübedir. Ne şekliyle ne de tezyinatıyla birbirine benzeyen, farklı yerlere ve farklı dönemlere ait çeşit çeşit camiler, medreseler, sair resmî ve sivil mimarlık eserleri; İslâm mimarîsinde büyük bir zenginlik teşkil eder.
Dil ve ırk ayırt etmeksizin herkesi kucaklayan bir dinin temsilcilerinin böyle bir çeşitliliğe imza atmış olmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Ancak bu çeşitliliğin asıl kaynağı, insanın fıtratında var olan sanatçılık özelliğidir ve İslâm’ın sanata olan yaklaşımı da insan fıtratına uygundur. İnsan, insan olmanın gerektirdiği ortak özellikleri taşımakla bir birlik oluşturduğu gibi, fert olmanın bir gereği olarak da bu birlikten ayrılır, benzersiz bir kişilik oluşturur. Her insan aslında bağımsız, eşsiz ve özgün bir varlıktır. Onun kişiliği, tekrarı olmayan benzersiz bir yolculukla şekillenir ve diğer insanlardan farklılaşır. Dolayısıyla o, ortaya koyduğu eserleriyle de bu farkını göstermek eğilimindedir. Kendi eşsiz ruhunu ve kişiliğini eserine yansıtarak eserini de kendisi gibi eşsiz hale getirmek ister. İşte bu insanın sanatıdır. İlk insanla beraber başlayan sanat macerası, insanın içtimaî ve siyasî maceralarına da karışarak sayısız çeşitlilikte sanatçı, gelenek ve üslûp ortaya çıkarmıştır. Üslûplar, sanattaki kişiselleşmenin toplum ölçeğindeki yansımasıdırlar. Yakın geçmişe kadar sanat, geleneklerin ve toplumsal kuralların etkisinde şekillenen üslûplar çerçevesinde kendini göstermekteydi.
Ne ferdî sanatçılığın, ne de üslûpların hiç birisinin mutlak bir özgünlük taşımadığı, taşıyamayacağı malûmdur. Her sanatçı bir diğerinden etkilenir ve etkiler de. Her dönemin sanat eserlerinde, daha öncekilerin bir hissesi vardır. İnsanın üzerinde yaşadığı topraklar, göç ettiği alanlar, sanata ilişkin pek çok şeyi daha baştan belirler. Farklı kaynakları veya eski olanı ötekileştirmek ve kökten reddetmek, sanatı özgünleştirmez, kısırlaştırır. Dünyanın her yerinde sanat eserleri, içi içe geçmiş, birbirini etkileyip etkilenmiş kültür tarihleriyle bağlantılıdır. İnançlar, savaşlar, göçler ve sairlerin tarihi bilinmeden, sanat tarihi de okunamaz. Mimarîde ve tezyinatta görülen şekiller, anlam kökleri inançlara ve kültür etkileşimlerine uzanan birer göstergedir. Her toplum kendi şekil ve simgelerini yaratmıştır.
Türk sanatı; Endülüs’ten Hindistan’a kadar uzanan İslâm ortak paydasının içindeki çeşitlilikten sadece bir tanesidir. İslâm Mimarîsi eserlerini evrensel bir şablona sığdırmaya çalışmak gibi, sanat tarihinin akışı içinde katıksız bir Türk damgası aramak da yanlıştır. Ama buna rağmen Müslümanların sanat eserlerinin oluşturduğu bariz bir birlik vardır ve Türklerin de bunun içinde ayrı bir çizgileri. Meselâ tuğla yerine taş kullanımı İslâm mimarîsine Türkler eliyle girmiştir denilebilir. Yine de ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın, İslâm sanat eserlerinin ortak özellikleri ortadadır. Arapça olarak indirilen Kuran’ın etkisiyle yayılan Arap elifbası ve hat sanatı, İslâm mimarîsine de damgasını vurmuştur. Tüm camilerin kıblesi aynı yere yönelir ve namaz ibadeti de her yerde aynı olduğu için mihrap, minber, minare gibi temel donatıları da ortaktır. Tezyinatta soyut bir anlatım tercih edilmiştir ve tasvir son derece kısıtlıdır. Ayrıca İslâm yapılarında ezici bir dil kullanılmamış olması, İslam’da ruhban sınıfı ve otoritesinin mevcut olmadığının bir göstergesidir. İslâm, insanları sanatlarında esasen özgür bırakır. Tezyinattaki tasvir kısıtlaması gibi bazı istisnalar da bu gerçeği değiştirmez. İslâm herhangi bir sanat tarzı vaaz etmez. Tıpkı Müslümanlar için belli bir giyim tarzını veya devletin yönetim biçimini vaaz etmediği gibi. Hayatın zamana ve zemine göre değişen bu gibi unsurlarını insanların tercihlerine bırakmıştır İslâm. Ve daha da önemlisi, farklı kültürlere karşı menfi bir önyargı da olmamıştır İslam’da. Bunun en bariz tespitini, İslâm sanatının ilk örneklerinin verildiği Emevîler dönemi üzerinden yapmak mümkündür. İslâm’ın fetihlerle hızla yayıldığı bu dönemde, aynı zamanda hızlı bir inşaat faaliyeti de başlamıştır ve Müslümanların farklı din ve kültürlere ait yapıları dönüştürmeleri, yabancı yapı ustalarına iş vermeleri ve bunlardan yepyeni ve özgün bir kimlik çıkarmış olmaları, onların müthiş bir özgüvene sahip olduklarıyla birlikte ne denli dışa açık bir toplum olduklarını da bize anlatır. Onlar bir takım kaynakları ‘öteki’ bir medeniyete ait görerek sanatta kendilerini kısıtlamamışlardır. Aksine onları kendilerine mal ederek aşmışlardır. Buna ilginç bir örnek, kiliseden dönüştürülen Şam Ümeyye Camii’dir. Osmanlı döneminde de Roma mirasına karşı aynı özgüven ve hoşgörünün sergilendiğinin en tipik örneği ise İstanbul Ayasofya Camii’dir. Hiç kuşku yok ki, sadece İslâm mimarîsi içinde değil aynı zamanda dünya mimarlık mirasında da çok özel bir yeri olan Osmanlı üslûbunun temellerinde Roma mimarîsinin önemli bir yeri vardır. Hem Emevî, hem de Osmanlı sanatı Roma’dan etkilenmiştir ama ikisi de hem Roma’dan hem de birbirinden çok farklıdır. Günümüz Anadolu Müslümanlarının aşina olduğu iki temel mimarî tarz vardır: Selçuklu ve Osmanlı. Selçuklu eserleri; her ne kadar, kullanılan daha ilkel teknik sebebiyle daha kalın duvarlı, küçük pencereli vs. özellikleriyle Osmanlı eserlerinden ayırt edilebilir olsalar da, iki dönem arasında yapı tekniğinin ötesinde kültürel farklar vardır. Selçuklu dönemi eserleri daha fazla İran ve Asya kültürü etkisindeyken, Osmanlı dönemi eserlerinde daha fazla Batı etkisi görülür. Zaten Osmanlı, daha beylikten itibaren yüzünü batıya dönmüş, kendi mimarî üslûbunu daha ziyade Batı’da fethettiği bölgelere taşıma gayreti içinde olmuştur. Nitekim bugün Balkanlar’daki Müslüman izleri tamamen Osmanlı izleridir. Arnavutluk’ta, Bosna Hersek’te, Bulgaristan’da, Makedonya’da, Yunanistan’da Anadolu ile mukayese edilebilecek ölçüde Osmanlı eseri vardır.
Diğer taraftan Selçuklu idaresi, Türk ve İslâm gelenekleri arasında bir denge kurmuş gibidir. Selçuklu sanatı ile Gazneliler’in, Karahanlılar’ın vb. sanatları ilginç bir şekilde örtüşür. Selçuklu eserleri, Anadolu’nun Asya ile olan bağlarını deşifre eder niteliktedir. Taç kapı, çifte minare, eyvan gibi mimarî unsurlar, çini bezemeler İslâm mimarîsine Türklerin eliyle girmiştir ve Anadolu’daki örneklerin kökeni de Asya’dır. Süslemelerde figürün hâlâ canlı oluşu, Budizm ve totemcilikten kalma geleneklerin hâlâ canlı oluşunun bir göstergesidir. Sekiz dilimli tekerlek, çarkıfelek, lotus çiçeği, çift başlı kartal, geyik vb. motifler gelişigüzel kullanılmış değillerdir ve kökleri Asya’ya uzanan sembolik anlamları havidirler. Han ve kervansaraylardaki güneş ve arslan figürleri ise İran kökenlidir. Ancak bu izler, sadece Selçukluların geçmişten getirdiği geleneklerin izleri değildir. Göçler aslında hiç kesilmemiştir. Özellikle 13. Yüzyıl’da Moğol istilalarından kaçarak Anadolu’ya sığınan Türklerin de bu izlerde önemli hissesi vardır. Budizm’e ait semboller, muhtemelen Uygurlar eliyle Anadolu’ya taşınmıştır. Konya şehir surlarında, Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin taç kapısında ve Divdiği Ulu Camii’nde görülen çift başlı kartal figürü, Niksar Çöreğibüyük Camii’nin taç kapısında görülen geyik figürü, Selçuklu’nun figürlü mimarîsinin tipik örneklerindendir. Özellikle Divriği Ulu Camii’nin, heykelsi yüksek kabartmalı çiçek bezemeleri eşsizdir.
Selçuklu’dan sonra Osmanlı, Asya ve İran etkilerinden arındırılmış bir dönem olarak okunabilir. Beylikler döneminde figürlü bezemeler yerini soyutlamalara bırakır. Osmanlı Klâsik Üslûbu, kubbeli yapıların gelişim sürecine kendince getirdiği yorum ile bir zirvedir ve Avrupa Rönesans Mimarîsi ile rekabet eder. Osmanlı, Selçuklu’nun kısa süre için de olsa gerçekleştirdiği Türk-İran-Arap birleşim ve uzlaşısını çok daha ileri götürerek Arabistan’dan Balkanlara ve Afrika’ya kadar pek çok bölgenin birleştiricisi ve küresel bir güç olmuştur.
Anadolu Müslümanlarının geliştirdikleri ve örnekleri bugün koruma altında olan tipik sivil mimarînin de göçebe Türklerden kalma izler taşıdığı, Çadır içindeki yerleşim düzeninin ve kullanım mantığının, yerleşik düzene geçince kalıcı mesken mimarîsine uyarlandığı, böylelikle Anadolu’da mevcut mesken geleneği ile göçebe geleneğinin sentezlendiğine dair ileri sürülmüş tezler vardır. Ancak bugün için tüm ayrıntılarıyla tahlilini yapamadığımız bir kaynaşma ve yorumlama süreci neticesinde gelişmiş bir Anadolu ev geleneği söz konusudur ve bu gibi köken araştırmaları her zaman tartışmaya açıktır.
Kaynak: Akademikperspektif.com
Dil ve ırk ayırt etmeksizin herkesi kucaklayan bir dinin temsilcilerinin böyle bir çeşitliliğe imza atmış olmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Ancak bu çeşitliliğin asıl kaynağı, insanın fıtratında var olan sanatçılık özelliğidir ve İslâm’ın sanata olan yaklaşımı da insan fıtratına uygundur. İnsan, insan olmanın gerektirdiği ortak özellikleri taşımakla bir birlik oluşturduğu gibi, fert olmanın bir gereği olarak da bu birlikten ayrılır, benzersiz bir kişilik oluşturur. Her insan aslında bağımsız, eşsiz ve özgün bir varlıktır. Onun kişiliği, tekrarı olmayan benzersiz bir yolculukla şekillenir ve diğer insanlardan farklılaşır. Dolayısıyla o, ortaya koyduğu eserleriyle de bu farkını göstermek eğilimindedir. Kendi eşsiz ruhunu ve kişiliğini eserine yansıtarak eserini de kendisi gibi eşsiz hale getirmek ister. İşte bu insanın sanatıdır. İlk insanla beraber başlayan sanat macerası, insanın içtimaî ve siyasî maceralarına da karışarak sayısız çeşitlilikte sanatçı, gelenek ve üslûp ortaya çıkarmıştır. Üslûplar, sanattaki kişiselleşmenin toplum ölçeğindeki yansımasıdırlar. Yakın geçmişe kadar sanat, geleneklerin ve toplumsal kuralların etkisinde şekillenen üslûplar çerçevesinde kendini göstermekteydi.
Ne ferdî sanatçılığın, ne de üslûpların hiç birisinin mutlak bir özgünlük taşımadığı, taşıyamayacağı malûmdur. Her sanatçı bir diğerinden etkilenir ve etkiler de. Her dönemin sanat eserlerinde, daha öncekilerin bir hissesi vardır. İnsanın üzerinde yaşadığı topraklar, göç ettiği alanlar, sanata ilişkin pek çok şeyi daha baştan belirler. Farklı kaynakları veya eski olanı ötekileştirmek ve kökten reddetmek, sanatı özgünleştirmez, kısırlaştırır. Dünyanın her yerinde sanat eserleri, içi içe geçmiş, birbirini etkileyip etkilenmiş kültür tarihleriyle bağlantılıdır. İnançlar, savaşlar, göçler ve sairlerin tarihi bilinmeden, sanat tarihi de okunamaz. Mimarîde ve tezyinatta görülen şekiller, anlam kökleri inançlara ve kültür etkileşimlerine uzanan birer göstergedir. Her toplum kendi şekil ve simgelerini yaratmıştır.
Türk sanatı; Endülüs’ten Hindistan’a kadar uzanan İslâm ortak paydasının içindeki çeşitlilikten sadece bir tanesidir. İslâm Mimarîsi eserlerini evrensel bir şablona sığdırmaya çalışmak gibi, sanat tarihinin akışı içinde katıksız bir Türk damgası aramak da yanlıştır. Ama buna rağmen Müslümanların sanat eserlerinin oluşturduğu bariz bir birlik vardır ve Türklerin de bunun içinde ayrı bir çizgileri. Meselâ tuğla yerine taş kullanımı İslâm mimarîsine Türkler eliyle girmiştir denilebilir. Yine de ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın, İslâm sanat eserlerinin ortak özellikleri ortadadır. Arapça olarak indirilen Kuran’ın etkisiyle yayılan Arap elifbası ve hat sanatı, İslâm mimarîsine de damgasını vurmuştur. Tüm camilerin kıblesi aynı yere yönelir ve namaz ibadeti de her yerde aynı olduğu için mihrap, minber, minare gibi temel donatıları da ortaktır. Tezyinatta soyut bir anlatım tercih edilmiştir ve tasvir son derece kısıtlıdır. Ayrıca İslâm yapılarında ezici bir dil kullanılmamış olması, İslam’da ruhban sınıfı ve otoritesinin mevcut olmadığının bir göstergesidir. İslâm, insanları sanatlarında esasen özgür bırakır. Tezyinattaki tasvir kısıtlaması gibi bazı istisnalar da bu gerçeği değiştirmez. İslâm herhangi bir sanat tarzı vaaz etmez. Tıpkı Müslümanlar için belli bir giyim tarzını veya devletin yönetim biçimini vaaz etmediği gibi. Hayatın zamana ve zemine göre değişen bu gibi unsurlarını insanların tercihlerine bırakmıştır İslâm. Ve daha da önemlisi, farklı kültürlere karşı menfi bir önyargı da olmamıştır İslam’da. Bunun en bariz tespitini, İslâm sanatının ilk örneklerinin verildiği Emevîler dönemi üzerinden yapmak mümkündür. İslâm’ın fetihlerle hızla yayıldığı bu dönemde, aynı zamanda hızlı bir inşaat faaliyeti de başlamıştır ve Müslümanların farklı din ve kültürlere ait yapıları dönüştürmeleri, yabancı yapı ustalarına iş vermeleri ve bunlardan yepyeni ve özgün bir kimlik çıkarmış olmaları, onların müthiş bir özgüvene sahip olduklarıyla birlikte ne denli dışa açık bir toplum olduklarını da bize anlatır. Onlar bir takım kaynakları ‘öteki’ bir medeniyete ait görerek sanatta kendilerini kısıtlamamışlardır. Aksine onları kendilerine mal ederek aşmışlardır. Buna ilginç bir örnek, kiliseden dönüştürülen Şam Ümeyye Camii’dir. Osmanlı döneminde de Roma mirasına karşı aynı özgüven ve hoşgörünün sergilendiğinin en tipik örneği ise İstanbul Ayasofya Camii’dir. Hiç kuşku yok ki, sadece İslâm mimarîsi içinde değil aynı zamanda dünya mimarlık mirasında da çok özel bir yeri olan Osmanlı üslûbunun temellerinde Roma mimarîsinin önemli bir yeri vardır. Hem Emevî, hem de Osmanlı sanatı Roma’dan etkilenmiştir ama ikisi de hem Roma’dan hem de birbirinden çok farklıdır. Günümüz Anadolu Müslümanlarının aşina olduğu iki temel mimarî tarz vardır: Selçuklu ve Osmanlı. Selçuklu eserleri; her ne kadar, kullanılan daha ilkel teknik sebebiyle daha kalın duvarlı, küçük pencereli vs. özellikleriyle Osmanlı eserlerinden ayırt edilebilir olsalar da, iki dönem arasında yapı tekniğinin ötesinde kültürel farklar vardır. Selçuklu dönemi eserleri daha fazla İran ve Asya kültürü etkisindeyken, Osmanlı dönemi eserlerinde daha fazla Batı etkisi görülür. Zaten Osmanlı, daha beylikten itibaren yüzünü batıya dönmüş, kendi mimarî üslûbunu daha ziyade Batı’da fethettiği bölgelere taşıma gayreti içinde olmuştur. Nitekim bugün Balkanlar’daki Müslüman izleri tamamen Osmanlı izleridir. Arnavutluk’ta, Bosna Hersek’te, Bulgaristan’da, Makedonya’da, Yunanistan’da Anadolu ile mukayese edilebilecek ölçüde Osmanlı eseri vardır.
Diğer taraftan Selçuklu idaresi, Türk ve İslâm gelenekleri arasında bir denge kurmuş gibidir. Selçuklu sanatı ile Gazneliler’in, Karahanlılar’ın vb. sanatları ilginç bir şekilde örtüşür. Selçuklu eserleri, Anadolu’nun Asya ile olan bağlarını deşifre eder niteliktedir. Taç kapı, çifte minare, eyvan gibi mimarî unsurlar, çini bezemeler İslâm mimarîsine Türklerin eliyle girmiştir ve Anadolu’daki örneklerin kökeni de Asya’dır. Süslemelerde figürün hâlâ canlı oluşu, Budizm ve totemcilikten kalma geleneklerin hâlâ canlı oluşunun bir göstergesidir. Sekiz dilimli tekerlek, çarkıfelek, lotus çiçeği, çift başlı kartal, geyik vb. motifler gelişigüzel kullanılmış değillerdir ve kökleri Asya’ya uzanan sembolik anlamları havidirler. Han ve kervansaraylardaki güneş ve arslan figürleri ise İran kökenlidir. Ancak bu izler, sadece Selçukluların geçmişten getirdiği geleneklerin izleri değildir. Göçler aslında hiç kesilmemiştir. Özellikle 13. Yüzyıl’da Moğol istilalarından kaçarak Anadolu’ya sığınan Türklerin de bu izlerde önemli hissesi vardır. Budizm’e ait semboller, muhtemelen Uygurlar eliyle Anadolu’ya taşınmıştır. Konya şehir surlarında, Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin taç kapısında ve Divdiği Ulu Camii’nde görülen çift başlı kartal figürü, Niksar Çöreğibüyük Camii’nin taç kapısında görülen geyik figürü, Selçuklu’nun figürlü mimarîsinin tipik örneklerindendir. Özellikle Divriği Ulu Camii’nin, heykelsi yüksek kabartmalı çiçek bezemeleri eşsizdir.
Selçuklu’dan sonra Osmanlı, Asya ve İran etkilerinden arındırılmış bir dönem olarak okunabilir. Beylikler döneminde figürlü bezemeler yerini soyutlamalara bırakır. Osmanlı Klâsik Üslûbu, kubbeli yapıların gelişim sürecine kendince getirdiği yorum ile bir zirvedir ve Avrupa Rönesans Mimarîsi ile rekabet eder. Osmanlı, Selçuklu’nun kısa süre için de olsa gerçekleştirdiği Türk-İran-Arap birleşim ve uzlaşısını çok daha ileri götürerek Arabistan’dan Balkanlara ve Afrika’ya kadar pek çok bölgenin birleştiricisi ve küresel bir güç olmuştur.
Anadolu Müslümanlarının geliştirdikleri ve örnekleri bugün koruma altında olan tipik sivil mimarînin de göçebe Türklerden kalma izler taşıdığı, Çadır içindeki yerleşim düzeninin ve kullanım mantığının, yerleşik düzene geçince kalıcı mesken mimarîsine uyarlandığı, böylelikle Anadolu’da mevcut mesken geleneği ile göçebe geleneğinin sentezlendiğine dair ileri sürülmüş tezler vardır. Ancak bugün için tüm ayrıntılarıyla tahlilini yapamadığımız bir kaynaşma ve yorumlama süreci neticesinde gelişmiş bir Anadolu ev geleneği söz konusudur ve bu gibi köken araştırmaları her zaman tartışmaya açıktır.
Kaynak: Akademikperspektif.com
8 Temmuz 2015 Çarşamba
Diller ve Dil Öğrenme Hakkında 23 İnanılmaz Gerçek
Dil, pek çoğumuzun çantada keklik saydığı ve çantada keklik saydığımız pek çok şey gibi hayal edebileceğimizden daha havalı şeylerden biridir. Dil ve dil bilimine dair bilmediğiniz 25 inanılmaz gerçek karşınızda!
1- Genel görüşün aksine, çocuklar devamlı olarak maruz kaldıkları dil sayısı kadar dil öğrenebilme yetisine sahiptirler.(teoride hemen hepsini öğrenebilirler.)
2- Bu demek oluyor ki bir çocuk için öğrenebileceği dil sayısı konusunda temel engel onun beyin gücünden ziyade herhangi bir dile ne kadar maruz kaldığıyla alakalıdır.
3-Bir çocuğun düzenli bir şekilde, farklı dilleri konuşan insanlarla bir arada olması zor olduğu için, dil bilimciler aynı anda en fazla 4 dil öğrenmenin gerçekçi bir rakam olduğu konusunda hemfikirlerdir.
4- Yine genel görüşün aksine, çocuklar birden fazla dil öğrendiklerinde kafaları karışmaz. Başlarda iki dili birbirine karıştırma(düzenek karıştırma) durumu görülebilmesine rağmen, bu durum zamanla kendiliğinden düzelir.
5- Bebekler aslında her dilin olası her sesini ayırt edebilme özelliğine sahiptirler.
6- Bu “yetenek”, ya da fırsat kapısı, yaklaşık 5 yaşında hızla kaybolur ve bu dönem kritik yaş olarak da bilinir.
7-Eğer bir dili kritik yaştan önce öğrenirsen, öğrendiğin bu dil hayatının ilerleyen yıllarında öğreneceğin bir dilden farklı olarak beyninin farklı bir bölümünde saklanır.
8- Dünya nüfusunun %75’i birden çok dil konuşabilmektedir.
9- Merak ettiysen eğer; şuan dünya üzerinde 7000dil bulunmaktadır.
10- Bunların yaklaşık 2000’i Asya’da konuşulur.
11- Bu 2000 dilin yaklaşık yarısı ise yalnızca bir ülkede konuşulur: Papua Yeni Gine.
12- Botswana’da 5 farklı (click sound)un neredeyse hepsini içeren bir dil vardır.
13- Güney Afrika, tüm ülkeler arasında 11’le resmi dili en çok olan ülke ünvanına sahiptir.
14- Birleşik Devletler(ABD)’in resmi dili yoktur.
15- Avrupa Birliği’nin 24 resmi dili vardır.
16- Birleşmiş Milletlerin ise 6: Arapça, Mandarin, Rusça, İngilizce, Fransızca, İspanyolca.
17- Fransızca’da “o” sesini çıkarmanın 13 ayrı yolu vardır.
18- Lüksemburg’da çocuk eğitiminin %50’si dil öğrenimine ayrılmıştır.
19- Dünyanın %25’i bir nebze de olsa İngilizce konuşmaktadır.
20- Çin’de bir gazeteyi anlayarak okuyabilmek için yaklaşık 2000 karakteri okuyabilmen gerekir.
21- Çin alfabesinde toplamda yaklaşık 50.000 karakter vardır.
22- Fransa ve İspanya’nın dağ sınırında konuşulan Basque dili, dünya üzerinde başka dille bir bağlantısı olamayan tek dildir.
23- Meksika’da, Ayapaneko adı verilen ve o dili konuşan son iki kişinin birbirleriyle konuşmayı reddetmesinden dolayı(her ne kadar şuan birbirleriyle konuşuyor ve hatta dili başkalarına öğretmeyi denemek için bir okul açmış olsalar da) yok olma tehlikesinde olan bir dil vardır.
Kaynak: Suffagah
1- Genel görüşün aksine, çocuklar devamlı olarak maruz kaldıkları dil sayısı kadar dil öğrenebilme yetisine sahiptirler.(teoride hemen hepsini öğrenebilirler.)
2- Bu demek oluyor ki bir çocuk için öğrenebileceği dil sayısı konusunda temel engel onun beyin gücünden ziyade herhangi bir dile ne kadar maruz kaldığıyla alakalıdır.
3-Bir çocuğun düzenli bir şekilde, farklı dilleri konuşan insanlarla bir arada olması zor olduğu için, dil bilimciler aynı anda en fazla 4 dil öğrenmenin gerçekçi bir rakam olduğu konusunda hemfikirlerdir.
4- Yine genel görüşün aksine, çocuklar birden fazla dil öğrendiklerinde kafaları karışmaz. Başlarda iki dili birbirine karıştırma(düzenek karıştırma) durumu görülebilmesine rağmen, bu durum zamanla kendiliğinden düzelir.
5- Bebekler aslında her dilin olası her sesini ayırt edebilme özelliğine sahiptirler.
6- Bu “yetenek”, ya da fırsat kapısı, yaklaşık 5 yaşında hızla kaybolur ve bu dönem kritik yaş olarak da bilinir.
7-Eğer bir dili kritik yaştan önce öğrenirsen, öğrendiğin bu dil hayatının ilerleyen yıllarında öğreneceğin bir dilden farklı olarak beyninin farklı bir bölümünde saklanır.
8- Dünya nüfusunun %75’i birden çok dil konuşabilmektedir.
9- Merak ettiysen eğer; şuan dünya üzerinde 7000dil bulunmaktadır.
10- Bunların yaklaşık 2000’i Asya’da konuşulur.
11- Bu 2000 dilin yaklaşık yarısı ise yalnızca bir ülkede konuşulur: Papua Yeni Gine.
12- Botswana’da 5 farklı (click sound)un neredeyse hepsini içeren bir dil vardır.
13- Güney Afrika, tüm ülkeler arasında 11’le resmi dili en çok olan ülke ünvanına sahiptir.
14- Birleşik Devletler(ABD)’in resmi dili yoktur.
15- Avrupa Birliği’nin 24 resmi dili vardır.
16- Birleşmiş Milletlerin ise 6: Arapça, Mandarin, Rusça, İngilizce, Fransızca, İspanyolca.
17- Fransızca’da “o” sesini çıkarmanın 13 ayrı yolu vardır.
18- Lüksemburg’da çocuk eğitiminin %50’si dil öğrenimine ayrılmıştır.
19- Dünyanın %25’i bir nebze de olsa İngilizce konuşmaktadır.
20- Çin’de bir gazeteyi anlayarak okuyabilmek için yaklaşık 2000 karakteri okuyabilmen gerekir.
21- Çin alfabesinde toplamda yaklaşık 50.000 karakter vardır.
22- Fransa ve İspanya’nın dağ sınırında konuşulan Basque dili, dünya üzerinde başka dille bir bağlantısı olamayan tek dildir.
23- Meksika’da, Ayapaneko adı verilen ve o dili konuşan son iki kişinin birbirleriyle konuşmayı reddetmesinden dolayı(her ne kadar şuan birbirleriyle konuşuyor ve hatta dili başkalarına öğretmeyi denemek için bir okul açmış olsalar da) yok olma tehlikesinde olan bir dil vardır.
Kaynak: Suffagah
Çocuklara Okuma Sevgisi Kazandırmak İçin
Çocuklara kitap okumak hem çocuklar hem de yetişkinler için keyifli bir tecrübe. Okumanın pek çok faydasının yanında, okunacak da çok alternatif var. Bu yazının devamında, çocuğunuzda okuma sevgisini geliştirmenin ve iyi bir çocuk kitabı seçmenin yollarını bulacaksınız.
Küçük müslümanların ebeveyni, öğretmeni veya eğiticisi olarak bizler, bilgiyi öğrenme ve sürdürme potansiyeli yüksek bu parlak genç dimağlara bilgi aktarmakla önemli bir görev üstleniyoruz. Esasen piyasada kıymetli dersler içeren çocuk kitabı bulmak zor değil. Sevindirici olan, içinde İslamî unsurların da bulunduğu kaliteli çocuk kitaplarının yayınlandığını görmek.
Müslümanlar tarafından Müslüman çocuklar için yazılan bu kitaplar, genellikle İslamî bir prensip, Kur’anî bir mesaj veya Peygamberimiz’in hayatını merkez alıyor ve bunları hayal ürünü öyküler, ilgi çekici çizimler ve diğer enteresan özelliklerle harmanlıyor. Bunlar ve çeşitli başka kitaplar sayesinde çocuklarımıza, ister öğrenmek ister eğlenmek maksatlı olsun, kitap ve kitap okuma sevgisi kazandırabiliriz.
Çocuklara Kitap Okumanın Faydaları
1. Yatıştırıcı Etkisi
İki küçük çocuk annesi olarak edindiğim kısa tecrübemde, çocuklarımı yatıştırmanın en etkili tek yolunun bir kitap açıp okumak olduğunu fark ettim. Sırf resimlerine bakarak olsun (yaşı küçük çocuklar için), en sevdiği hikayeyi okuyarak olsun, okumanın sağladığı bire bir ilgi, çoğu ağlama krizinin önüne geçebilir.
2. Ebeveyn – Çocuk Bağı
Çocuklara yüksek sesle kitap okumak, ebeveyn-çocuk ilişkisi bakımından da önemlidir. Normal çevreden farklı olarak sadece ebeveyn, çocuk ve hikayenin olduğu bir ortam oluşmasını sağlar. Elektronik aletler ve ekranlarla dikkatimizin sürekli dağıldığı bir dünyada, işte yine bu bire bir ilgi ortamı, kitap okuma sayesinde gerçekleşir. Bu irtibatın özellikle küçük çocuklarla iletişimde hayati bir rolü vardır.
3. Bir Eğitim Aracı Olması
Bir ders, öğüt veya ahlaki değerler içeren bir kitap seçmek, normal şartlarda açıklanması zor olan bazı şeylerin çocuklara öğretilmesi için süper bir yöntemdir. Çocuklar, özdeşlik kurdukları karakterlere çok ilgi gösterirler ve onlar vasıtasıyla zor kavramların iletilmesi oldukça kolaylaşır.
Küçük Okurlar Kazanmanın İpuçları
1. Çeşitlilik
Çocuklara okuma sevgisi kazandırmanın en önemli yolunun onlara farklı türlerde kitaplar sunmak olduğunda herkes hemfikir sayılır. Bol resimli, eğlendirici kitaplar başlangıç için çok iyi olup, kitapların ağırlığı zamanla yavaş yavaş artırılır. Yalnız, çocukları sadece kendi yaşları için tavsiye edilen kitaplarla sınırlamak doğru değildir; erken zamanda daha karmaşık kitaplarla karşılaşmaları çocukların kavramları anlama yetilerinin erken gelişmesine yardımcı olabilir.
2. Eğlence
Okumayı ikiniz için de eğlenceli hale getirin! Bunu, okumayı kaliteli aile zamanıyla bağdaştırarak yapın. Kitapları koyduğunuz ve okuduğunuz özel bir yeriniz olsun. Şatafatlı bir şey olmasına gerek yok; özel bir okuma koltuğu, bir köşe, bir kitaplık olabilir. Buna karar vermede çocuğunuzun da payı olsun.
3. Kütüphane Gezileri
Halk kütüphanelerini düzenli olarak dolaşın, ikinci el birikiminizi zenginleştirmek için sahafları gezin, arkadaş ve akrabalarınızla kitap değiş-tokuşu yapın. Yeni bir kitap almayı sabırsızlıkla beklenen bir olay haline getirin. Tanıdığım, kitap okumayı seven yetişkinlerin ortak özelliği, küçük yaşlardan beri kendi kitaplarını seçmiş, kitapçılara veya kütüphanelere götürülmüş ve keşfetmelerine zaman ve özgürlük tanınmış olmaları.
4. Rutin
Aileniz için bir okuma rutini/düzeni yerleştirin. Günün belli bir saatini çocuklarınıza sesli kitap okuyacağınız zaman olarak belirleyin. Okuyacağınız kitabı çocuğunuza seçtirin ve aylarca her gün aynı kitabı bile seçse onu okumaya devam edin! Şayet çocuk bu zaman aralığını kaliteli zaman olarak değerlendirirse, okumayı da olumlu algılayacak ve inşallah okuma sevgisi kazanacaktır.
Çocuk Kitabı Seçimi çocuk kitapları.
Çocuklar için kitap temin etmek eğlenceli bir şey olabilir. Kitapçılarda ve kütüphanelerde saatlerinizi geçirebilirsiniz. Fakat sonuçta her kitap çocuğunuza uygun veya faydalı demek değildir. Şimdi doğru seçimler yapmanıza yardımcı olacak bazı ipuçlarına bakalım:
1. Almadan Önce Yorumları Okuyun
Piyasada çok kitabın olması hepsinin aynı kalitede olduğunu göstermez. Bu özellikle İslamî çocuk kitapları söz konusu olduğunda daha da doğru oluyor. Ne yazık ki dil bilgisi kullanımında özensiz veya kullanılan dil ile ele alınan konu itibarıyla çocuklara uygun olmayan pek çok böyle kitap var. Bu eksiği gidermeye yönelik kaliteli kitap çıkışında yavaş fakat belirgin bir gidişat söz konusu. Kilit husus, hem yazımı, hem içeriği, hem de resimlemeleri ile çocuklara çekici gelen kitapların seçilmesi.
2. Şu Temel Unsurları Arayın
Çocukların sonuna kadar ilgilerini kaybetmeyecekleri bir akışa sahip, sevimli karakterleri olan, çocuklara hayal güçlerini kullanmaya imkan tanıyan ve onlara cazip gelecek maceralar içeren kitaplar arayın.
3. Doğru Dönemde Doğru Kitap
Burada kati bir kural yok; içgüdülerinize güvenmeniz en iyisi. Çocuğunuzun ilgi alanlarını ve okuma seviyesini göz önünde bulundurun. Kitaba göz gezdirip resimlerini ve genel mesajını kontrol ettikten sonra çocuğunuz ve siz memnun kalırsanız, buyrun okuyun.
Farklı yaşlara uygun kitaplar seçerken de şunlar dikkate alınabilir:
0-2 yaş: Büyük, dikkat çekici resimleri olan, dayanıklı kitaplar; dokunma duyusuna hitap eden özellikleri olan, mesela kumaş kaplı/dokumalı kitaplar; büyük, kalın yazıları olan veya kısa kafiyeli cümleleri olan kitaplar.
3-5 yaş: Net, ilginç çizimler; yakın veya biraz büyük yaş grubundan karakterler; gerçek veya hayal ürünü hayvanlar; basit, eğlenceli ve akıcı bir öykü; günlük olayları konu edinen hikayeler; harfler, sayılar, şekiller, renkler gibi temel kavramları pekiştirici hikayeler.
6-11 yaş: Net, kolay okunur metinler; ilgi çekici çizimler; üzerine konuşmayı teşvik eden, çocuğun ilgi alanına uygun veya açıklanması zor konular içeren hikayeler; çocuğun kendisiyle bağdaştırabileceği karakterler.
11+ yaş: Yeni kavram, fikir ve tecrübeleri tanıtan kitaplar; çocuğunuzun bu yaşta karşılaştığı sorunlarla karşılaşan karakterler, çocuğunuzun ilgisini çeken konular; biyografiler; tarihi hikayeler; belgesel kitapları.
Unutmayın ki bir kitabın iyi sayılması için çok-satan veya sürekli tavsiye edilen olması gerekmez. İyi kitap, çocuğunuzun hoşuna giden ve onda okuma isteği uyandıran kitaptır.
4. Mutlaka Eğlenceli Olmalı
Meşhur çocuk kitabı yazarı Roald Dahl diyor ki:
“Çocuklara okurlar olmayı öğretmek benim için bir tutku. Kitapla rahat etmeyi öğretmek, içlerinin kararmasını değil. Kitaplar iç karartıcı olmamalı; eğlenceli, heyecan verici, harikulade olmalılar; ve okur olmayı öğrenmek, olağanüstü bir avantaj kazandırır.”
İslam’ın okumaya ve bilgi edinmeye verdiği önem çok büyüktür. Bu nedenle Peygamberimiz Hz. Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen ilk vahyin ‘Oku’! [Kur’an: 96/1] olması tesadüf değildir.
Çocuklarda okuma sevgisinin yerleşmesi, büyüdüklerinde bir konuda bilgi edinme ve onu muhafaza etme konusunda onlara avantaj sağlayacaktır. Allah subhanahu ve teala çocuklarımızla böyle bir bağ kurmada yardımcımız olsun ve onlara Kendisini subhanahu ve teala öğretmeyi bizlere kolaylaştırsın. Doğru kaynakları seçip öğrenmek ve oynamak için keyifli bir ortam oluşturmak, onlarda daha küçük yaşlarda Allah, din ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi oluşturmayı da kolaylaştıracaktır inşaAllah.
Çocuklarınızın küçük okurlar olmasının yollarını mı arıyorsunuz, yoksa zaten kitapların baş tacı edildiği bir evde mi büyüdünüz? Başkalarının bunu başarmasına yardımcı olmak için ne gibi ipuçları ve tavsiyeler verebilirsiniz? Sağlam okurlardan bir nesil yetiştirmeyi amaç edinelim inşaAllah!
Kaynak:Suffagah
Küçük müslümanların ebeveyni, öğretmeni veya eğiticisi olarak bizler, bilgiyi öğrenme ve sürdürme potansiyeli yüksek bu parlak genç dimağlara bilgi aktarmakla önemli bir görev üstleniyoruz. Esasen piyasada kıymetli dersler içeren çocuk kitabı bulmak zor değil. Sevindirici olan, içinde İslamî unsurların da bulunduğu kaliteli çocuk kitaplarının yayınlandığını görmek.
Müslümanlar tarafından Müslüman çocuklar için yazılan bu kitaplar, genellikle İslamî bir prensip, Kur’anî bir mesaj veya Peygamberimiz’in hayatını merkez alıyor ve bunları hayal ürünü öyküler, ilgi çekici çizimler ve diğer enteresan özelliklerle harmanlıyor. Bunlar ve çeşitli başka kitaplar sayesinde çocuklarımıza, ister öğrenmek ister eğlenmek maksatlı olsun, kitap ve kitap okuma sevgisi kazandırabiliriz.
Çocuklara Kitap Okumanın Faydaları
1. Yatıştırıcı Etkisi
İki küçük çocuk annesi olarak edindiğim kısa tecrübemde, çocuklarımı yatıştırmanın en etkili tek yolunun bir kitap açıp okumak olduğunu fark ettim. Sırf resimlerine bakarak olsun (yaşı küçük çocuklar için), en sevdiği hikayeyi okuyarak olsun, okumanın sağladığı bire bir ilgi, çoğu ağlama krizinin önüne geçebilir.
2. Ebeveyn – Çocuk Bağı
Çocuklara yüksek sesle kitap okumak, ebeveyn-çocuk ilişkisi bakımından da önemlidir. Normal çevreden farklı olarak sadece ebeveyn, çocuk ve hikayenin olduğu bir ortam oluşmasını sağlar. Elektronik aletler ve ekranlarla dikkatimizin sürekli dağıldığı bir dünyada, işte yine bu bire bir ilgi ortamı, kitap okuma sayesinde gerçekleşir. Bu irtibatın özellikle küçük çocuklarla iletişimde hayati bir rolü vardır.
3. Bir Eğitim Aracı Olması
Bir ders, öğüt veya ahlaki değerler içeren bir kitap seçmek, normal şartlarda açıklanması zor olan bazı şeylerin çocuklara öğretilmesi için süper bir yöntemdir. Çocuklar, özdeşlik kurdukları karakterlere çok ilgi gösterirler ve onlar vasıtasıyla zor kavramların iletilmesi oldukça kolaylaşır.
Küçük Okurlar Kazanmanın İpuçları
1. Çeşitlilik
Çocuklara okuma sevgisi kazandırmanın en önemli yolunun onlara farklı türlerde kitaplar sunmak olduğunda herkes hemfikir sayılır. Bol resimli, eğlendirici kitaplar başlangıç için çok iyi olup, kitapların ağırlığı zamanla yavaş yavaş artırılır. Yalnız, çocukları sadece kendi yaşları için tavsiye edilen kitaplarla sınırlamak doğru değildir; erken zamanda daha karmaşık kitaplarla karşılaşmaları çocukların kavramları anlama yetilerinin erken gelişmesine yardımcı olabilir.
2. Eğlence
Okumayı ikiniz için de eğlenceli hale getirin! Bunu, okumayı kaliteli aile zamanıyla bağdaştırarak yapın. Kitapları koyduğunuz ve okuduğunuz özel bir yeriniz olsun. Şatafatlı bir şey olmasına gerek yok; özel bir okuma koltuğu, bir köşe, bir kitaplık olabilir. Buna karar vermede çocuğunuzun da payı olsun.
3. Kütüphane Gezileri
Halk kütüphanelerini düzenli olarak dolaşın, ikinci el birikiminizi zenginleştirmek için sahafları gezin, arkadaş ve akrabalarınızla kitap değiş-tokuşu yapın. Yeni bir kitap almayı sabırsızlıkla beklenen bir olay haline getirin. Tanıdığım, kitap okumayı seven yetişkinlerin ortak özelliği, küçük yaşlardan beri kendi kitaplarını seçmiş, kitapçılara veya kütüphanelere götürülmüş ve keşfetmelerine zaman ve özgürlük tanınmış olmaları.
4. Rutin
Aileniz için bir okuma rutini/düzeni yerleştirin. Günün belli bir saatini çocuklarınıza sesli kitap okuyacağınız zaman olarak belirleyin. Okuyacağınız kitabı çocuğunuza seçtirin ve aylarca her gün aynı kitabı bile seçse onu okumaya devam edin! Şayet çocuk bu zaman aralığını kaliteli zaman olarak değerlendirirse, okumayı da olumlu algılayacak ve inşallah okuma sevgisi kazanacaktır.
Çocuk Kitabı Seçimi çocuk kitapları.
Çocuklar için kitap temin etmek eğlenceli bir şey olabilir. Kitapçılarda ve kütüphanelerde saatlerinizi geçirebilirsiniz. Fakat sonuçta her kitap çocuğunuza uygun veya faydalı demek değildir. Şimdi doğru seçimler yapmanıza yardımcı olacak bazı ipuçlarına bakalım:
1. Almadan Önce Yorumları Okuyun
Piyasada çok kitabın olması hepsinin aynı kalitede olduğunu göstermez. Bu özellikle İslamî çocuk kitapları söz konusu olduğunda daha da doğru oluyor. Ne yazık ki dil bilgisi kullanımında özensiz veya kullanılan dil ile ele alınan konu itibarıyla çocuklara uygun olmayan pek çok böyle kitap var. Bu eksiği gidermeye yönelik kaliteli kitap çıkışında yavaş fakat belirgin bir gidişat söz konusu. Kilit husus, hem yazımı, hem içeriği, hem de resimlemeleri ile çocuklara çekici gelen kitapların seçilmesi.
2. Şu Temel Unsurları Arayın
Çocukların sonuna kadar ilgilerini kaybetmeyecekleri bir akışa sahip, sevimli karakterleri olan, çocuklara hayal güçlerini kullanmaya imkan tanıyan ve onlara cazip gelecek maceralar içeren kitaplar arayın.
3. Doğru Dönemde Doğru Kitap
Burada kati bir kural yok; içgüdülerinize güvenmeniz en iyisi. Çocuğunuzun ilgi alanlarını ve okuma seviyesini göz önünde bulundurun. Kitaba göz gezdirip resimlerini ve genel mesajını kontrol ettikten sonra çocuğunuz ve siz memnun kalırsanız, buyrun okuyun.
Farklı yaşlara uygun kitaplar seçerken de şunlar dikkate alınabilir:
0-2 yaş: Büyük, dikkat çekici resimleri olan, dayanıklı kitaplar; dokunma duyusuna hitap eden özellikleri olan, mesela kumaş kaplı/dokumalı kitaplar; büyük, kalın yazıları olan veya kısa kafiyeli cümleleri olan kitaplar.
3-5 yaş: Net, ilginç çizimler; yakın veya biraz büyük yaş grubundan karakterler; gerçek veya hayal ürünü hayvanlar; basit, eğlenceli ve akıcı bir öykü; günlük olayları konu edinen hikayeler; harfler, sayılar, şekiller, renkler gibi temel kavramları pekiştirici hikayeler.
6-11 yaş: Net, kolay okunur metinler; ilgi çekici çizimler; üzerine konuşmayı teşvik eden, çocuğun ilgi alanına uygun veya açıklanması zor konular içeren hikayeler; çocuğun kendisiyle bağdaştırabileceği karakterler.
11+ yaş: Yeni kavram, fikir ve tecrübeleri tanıtan kitaplar; çocuğunuzun bu yaşta karşılaştığı sorunlarla karşılaşan karakterler, çocuğunuzun ilgisini çeken konular; biyografiler; tarihi hikayeler; belgesel kitapları.
Unutmayın ki bir kitabın iyi sayılması için çok-satan veya sürekli tavsiye edilen olması gerekmez. İyi kitap, çocuğunuzun hoşuna giden ve onda okuma isteği uyandıran kitaptır.
4. Mutlaka Eğlenceli Olmalı
Meşhur çocuk kitabı yazarı Roald Dahl diyor ki:
“Çocuklara okurlar olmayı öğretmek benim için bir tutku. Kitapla rahat etmeyi öğretmek, içlerinin kararmasını değil. Kitaplar iç karartıcı olmamalı; eğlenceli, heyecan verici, harikulade olmalılar; ve okur olmayı öğrenmek, olağanüstü bir avantaj kazandırır.”
İslam’ın okumaya ve bilgi edinmeye verdiği önem çok büyüktür. Bu nedenle Peygamberimiz Hz. Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen ilk vahyin ‘Oku’! [Kur’an: 96/1] olması tesadüf değildir.
Çocuklarda okuma sevgisinin yerleşmesi, büyüdüklerinde bir konuda bilgi edinme ve onu muhafaza etme konusunda onlara avantaj sağlayacaktır. Allah subhanahu ve teala çocuklarımızla böyle bir bağ kurmada yardımcımız olsun ve onlara Kendisini subhanahu ve teala öğretmeyi bizlere kolaylaştırsın. Doğru kaynakları seçip öğrenmek ve oynamak için keyifli bir ortam oluşturmak, onlarda daha küçük yaşlarda Allah, din ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi oluşturmayı da kolaylaştıracaktır inşaAllah.
Çocuklarınızın küçük okurlar olmasının yollarını mı arıyorsunuz, yoksa zaten kitapların baş tacı edildiği bir evde mi büyüdünüz? Başkalarının bunu başarmasına yardımcı olmak için ne gibi ipuçları ve tavsiyeler verebilirsiniz? Sağlam okurlardan bir nesil yetiştirmeyi amaç edinelim inşaAllah!
Kaynak:Suffagah
7 Temmuz 2015 Salı
Ramazanda Evlilik Saadetinizi Canlı Tutmak İçin 8 İpucu
Geçen Ramazan eşimin iftar için elleriyle hazırladığı meyve salatasını yemek için sabırsızlanıyordum. Meyveler benim kestiğim gibi kesilmese de sevgiyle kesilmişlerdi ve bu da benim Ramazan’ımı ekstra özel yapan şeydi. Eşimle iftarlarımız sadeydi: sadece bir hurma, biraz su, biraz meyve salatası ve birbirimizin arkadaşlığı. Ve ihtiyacımız olan her şey buydu.
Evli çiftlerin oruç tutarken cinsel ilişkiye götürebilecek kadar bir samimiyete izni olmamasına rağmen Ramazan boyunca sevginizi ifade edebileceğiniz birçok yol bulunmakta.
Allah subhanehu ve teala ayette şöyle buyurmuştur:
“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onların örtüsüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta olduğunuz zamanlarda da onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.” [Bakara,187]
Bu yüzden gün boyunca cinsel aktivitelerin katı bir biçimde yasaklandığını hatırlamak önemlidir, akşamdan ertesi sabahın şafağına kadar eşinizle cinsi münasebette bulunmaz yasaklanmamıştır. Oruçlu olarak uzun bir gün geçirdikten sonra muhtemelen yorgun olabilirsiniz ve bu periyodda teravihe ve ya da gece namazına hazırlanıyor olabilirsiniz, bunlarla birlikte Ramazan ayı için sınırları ve izinleri bilmek önemlidir.
Bu makalede eşinize zaman ayırmanıza, onunla bağ kurmanıza ve mübarek Ramazan ayı boyunca bir eş olarak imanınızı kuvvetlendirmede yardımcı olacak ipuçları ve tavsiyeleri sizinle paylaşacağız. Ramazan ayının yoğun günlerinde bile mutlu bir evlilik için çabalamak, yılın geri kalanında huzurlu bir evliliğin temellerini sağlamlaştıracaktır inşaAllah.
1) Eşinize Zaman Ayırın
Kocama vakit ayırmak şöyle dursun Ramazan da kendime bile nasıl zaman ayıracağım diye sorabilirsiniz. Açıkça konuşmak gerekirse hayat, özellikle de küçük çocuklarla her şeyin dağınıklık çemberinde gözlerinizin önünde uçtuğu yerde, Ramazan boyunca bir kasırga gibi olabilir. Bu kasırgayı sakinleştiren de bizim nihai hedefimiz, Cennettir. Peki Cennete nasıl ulaşacağız? Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in dediği gibi bir kadının Cennete girmesinin yollarından biri kocasını hoşnut etmesidir.
“Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.” [Tirmizî, Radâ 10, (1161).]
Bu hadisi dikkate alarak, tabii ki kocanızı razı etme düşüncesi yeniden nihai hedefiniz Cennete odaklanıyor. Kocasına zaman ayırmak bütün eşlerin çabalaması gereken bir amaçtır, özellikle de amellerimizin mükafatlarının kat be kat arttığı mübarek Ramazan ayında. Kocanızı razı etmeyi amaçladığınızda birden çok amaç belirleyin: hatalarına karşı sabrınızı arttırmak, sinirinizi kontrol etmek, daha nazik olmak; böylece bu amaçların her birinin mükâfatını kat kat alırsınız inşaAllah.
2) Sahur ve İftarı Eşinizle Yapın
Eşinizle vakit geçirmenin başka bir yolu da sahur ve iftarı onunla yapmanızdır ve bu, Ramazan ayı boyunca birbirinizle bağ kurmanızın güzel bir yoludur. Dahası bu zamanlar, birbirinizin Ramazan ayındaki amaçlarınızda ilerlemelerinizi konuşmak ve birbirinize Allah subhanehu ve teala rızası için oruç tuttuğunuzu hatırlatma fırsatını sağlayacaktır. Eğer eşiniz orucunu mescitte açarsa, o zaman akşamın ilerleyen saatlerinde telafi için hafif bir yemekle zaman oluşturarak deneyin. Bu her zaman gerçekleştirilebilir olmasa bile, deneyin ve haftanın iki veya üç akşamını planlayın ve çocuklarınızı da bu istişareye dahil edin. Amaç, duygusal bağ kurmak ve birbirinizin arkadaşlığının keyfini çıkarmak için stressiz ve sakin bir ortam oluşturmaktır.
3) Eşinize Yardım Edin
Birisini umursadığınızı göstermenin iyi yolu, ona stresli zamanlarında yardım etmektir, eğer küçük çocuklu bir anneyseniz bunu ilk elden öğreneceksiniz! Bununla birlikte, Ramazan boyunca eşlerin hanımlarına yardımcı olacakları birçok yol var, örneğin bulaşıkları makineye dizmek, çocuklara göz kulak olmak veya sahur ya da iftar hazırlığına yardım etmek gibi. Yardımcı bir ele sahip olmak kesinlikle fazlaca takdir edilir ve eşler arasındaki sevgiyi arttırır çünkü bir şeyi birlikte yapıyorlardır. Ramazan başlamadan önce onunla sağlıklı bir konuşma yapın ve özellikle Ramazan ayı boyunca birbirine yardım etmenin büyük mükafatı olacağını ona hatırlatarak, oruç başladığında ona işten önce veya sonra tamamlayabileceği bazı görevler önerin.
4) Bir Eş Olarak Bilginizi Arttırın
Ramazan boyunca eşlerin birbirlerine olan sevgilerini arttırmanın bir diğer etkili yolu ise, İslam’da evlilik, eşlerin birbirleri üzerindeki hakları ve benzerleri konuda olan İslami konferanslara beraber katılmaktır. İslami konferansları dinlemek veya İslami bir kitap okumak, gün boyunca herhangi bir zamanda birlikte yapılabilir ve bilgiyi tek başına öğrenmeyip aynı zamanda birlikte kaliteli zaman geçirmenin harika bir yoludur. Youtube, iman kuvvetlendirici konferanslar için paha biçilemez bir kaynaktır, yani Ramazan ayı boyunca daha sonra özellikle de iftar da tartışabileceğiniz değerli hatırlatıcılar için biraz zaman ayırabilirsiniz.
5) Birbirinize Hadis Gönderin
Sağlıklı evlilikler için ipuçlarında genelde, yemek çantasına veya masasının üstüne bulması için sevimli ‘seni seviyorum’ notları bırakın, tavsiyesi oluyor. Ramazan boyunca bunu birbirinize sms veya mail göndererek yapın. İkinizin de bu dünyada sıkı çalışmasını motive etmek için, örneğin ona Cennetle ilgili bir hadis gönderin ve sizi bekleyen güzellikleri hatırlattığınızı söyleyin, böylece ikiniz bir gün Cennette karşılaşabilirsiniz:
“Kevser cennette bir nehirdir. Onun kenarı altındandır. Suyu, inci ve elmas üzerinden akmaktadır. (Yani taş yerine inci ve elmas vardır.) Onun toprağı miskten daha iyi kokacaktır. Suyu kardan daha beyaz olacaktır. Buzdan daha serin, baldan daha tatlıdır.” (İbn Mace)
Ramazan ayı esnasında böyle bir hadis almak, ikinizin de fedakârlıklarınız için güzel mükafatlar alacağınızı hatırlatacaktır, inşaAllah.
6) Birbirinizi Teşvik Edin
Ramazan ayı boyunca günlük Kur’an okumak, sure ve dualar ezberlemek ve vaktinde dua etmek için birbirinizi teşvik edin. Samimi bir teşvik için söylenen her yumuşak kelimeyle birlikte birçok mükafat gelecektir. Ve karşılıklı teşviklerin her bir kelimesi, birinizin diğerine olan sevgisinin hatırlatıcısıdır çünkü sadece birbirini sevenler Cennette de birlikte olabilmek için, dünyada olabildiklerinin en iyisi olmak için birbirlerini teşvik ederler.
7) Kendinizi Onun İtikaftan Dönüşüne Hazırlayın
Bu Ramazan eğer eşiniz itikafa girmişse, bir gün erkenden sadece eşiniz için göz kamaştırıcı olmak için kendinize zaman ayırın. Sizi görmeden ve her anını Allah subhanehu ve teala’a ibadetle geçirdiği 10 günden sonra eşiniz, sadece onun için çabaladığınız şeyleri takdir edecektir. Tekrardan, Allah’ın rızasını kazanmak, sizin için muazzam bir mükafatı ve mutlu bir eşi garantileyen, eşinizin rızasını kazanmaktan geçiyor.
8) Gizlice Dua Edin
Ramazan ayında duaların kabulü için sayısız fırsat var. Bu yüzden gerçekten devamlı bir mutluluk için bol dua edin ki Allah subhanehu ve teala evliliğinizden razı olsun ve sizin ve eşinizin arasındaki sevgi ve anlayışı arttırsın. Ebu Zer radıyallahu anhu rivayet etmiştir ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Müslüman bir kul, din kardeşi için gıyabında duâ ederse, Melek de: “Onun için istediğinin bir misli de senin için olsun.” diye duâ eder.” [R.Salihin, H.No:1523.]
Biliyoruz ki özellikle de Ramazan ayında hayat yoğun oluyor fakat evliliğinizi sağlıklı ve canlı tutmak için gösterdiğiniz bütün samimi çabalar mükâfatlandırılacaklardır inşaAllah. Kendinize birbirinizi mutlu etmenin getireceği mükafatları hatırlatın ve bu Ramazan mutlu evlilik temellerini inşa edin!
Kaynak: Suffagah.com
Evli çiftlerin oruç tutarken cinsel ilişkiye götürebilecek kadar bir samimiyete izni olmamasına rağmen Ramazan boyunca sevginizi ifade edebileceğiniz birçok yol bulunmakta.
Allah subhanehu ve teala ayette şöyle buyurmuştur:
“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onların örtüsüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikafta olduğunuz zamanlarda da onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.” [Bakara,187]
Bu yüzden gün boyunca cinsel aktivitelerin katı bir biçimde yasaklandığını hatırlamak önemlidir, akşamdan ertesi sabahın şafağına kadar eşinizle cinsi münasebette bulunmaz yasaklanmamıştır. Oruçlu olarak uzun bir gün geçirdikten sonra muhtemelen yorgun olabilirsiniz ve bu periyodda teravihe ve ya da gece namazına hazırlanıyor olabilirsiniz, bunlarla birlikte Ramazan ayı için sınırları ve izinleri bilmek önemlidir.
Bu makalede eşinize zaman ayırmanıza, onunla bağ kurmanıza ve mübarek Ramazan ayı boyunca bir eş olarak imanınızı kuvvetlendirmede yardımcı olacak ipuçları ve tavsiyeleri sizinle paylaşacağız. Ramazan ayının yoğun günlerinde bile mutlu bir evlilik için çabalamak, yılın geri kalanında huzurlu bir evliliğin temellerini sağlamlaştıracaktır inşaAllah.
1) Eşinize Zaman Ayırın
Kocama vakit ayırmak şöyle dursun Ramazan da kendime bile nasıl zaman ayıracağım diye sorabilirsiniz. Açıkça konuşmak gerekirse hayat, özellikle de küçük çocuklarla her şeyin dağınıklık çemberinde gözlerinizin önünde uçtuğu yerde, Ramazan boyunca bir kasırga gibi olabilir. Bu kasırgayı sakinleştiren de bizim nihai hedefimiz, Cennettir. Peki Cennete nasıl ulaşacağız? Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in dediği gibi bir kadının Cennete girmesinin yollarından biri kocasını hoşnut etmesidir.
“Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.” [Tirmizî, Radâ 10, (1161).]
Bu hadisi dikkate alarak, tabii ki kocanızı razı etme düşüncesi yeniden nihai hedefiniz Cennete odaklanıyor. Kocasına zaman ayırmak bütün eşlerin çabalaması gereken bir amaçtır, özellikle de amellerimizin mükafatlarının kat be kat arttığı mübarek Ramazan ayında. Kocanızı razı etmeyi amaçladığınızda birden çok amaç belirleyin: hatalarına karşı sabrınızı arttırmak, sinirinizi kontrol etmek, daha nazik olmak; böylece bu amaçların her birinin mükâfatını kat kat alırsınız inşaAllah.
2) Sahur ve İftarı Eşinizle Yapın
Eşinizle vakit geçirmenin başka bir yolu da sahur ve iftarı onunla yapmanızdır ve bu, Ramazan ayı boyunca birbirinizle bağ kurmanızın güzel bir yoludur. Dahası bu zamanlar, birbirinizin Ramazan ayındaki amaçlarınızda ilerlemelerinizi konuşmak ve birbirinize Allah subhanehu ve teala rızası için oruç tuttuğunuzu hatırlatma fırsatını sağlayacaktır. Eğer eşiniz orucunu mescitte açarsa, o zaman akşamın ilerleyen saatlerinde telafi için hafif bir yemekle zaman oluşturarak deneyin. Bu her zaman gerçekleştirilebilir olmasa bile, deneyin ve haftanın iki veya üç akşamını planlayın ve çocuklarınızı da bu istişareye dahil edin. Amaç, duygusal bağ kurmak ve birbirinizin arkadaşlığının keyfini çıkarmak için stressiz ve sakin bir ortam oluşturmaktır.
3) Eşinize Yardım Edin
Birisini umursadığınızı göstermenin iyi yolu, ona stresli zamanlarında yardım etmektir, eğer küçük çocuklu bir anneyseniz bunu ilk elden öğreneceksiniz! Bununla birlikte, Ramazan boyunca eşlerin hanımlarına yardımcı olacakları birçok yol var, örneğin bulaşıkları makineye dizmek, çocuklara göz kulak olmak veya sahur ya da iftar hazırlığına yardım etmek gibi. Yardımcı bir ele sahip olmak kesinlikle fazlaca takdir edilir ve eşler arasındaki sevgiyi arttırır çünkü bir şeyi birlikte yapıyorlardır. Ramazan başlamadan önce onunla sağlıklı bir konuşma yapın ve özellikle Ramazan ayı boyunca birbirine yardım etmenin büyük mükafatı olacağını ona hatırlatarak, oruç başladığında ona işten önce veya sonra tamamlayabileceği bazı görevler önerin.
4) Bir Eş Olarak Bilginizi Arttırın
Ramazan boyunca eşlerin birbirlerine olan sevgilerini arttırmanın bir diğer etkili yolu ise, İslam’da evlilik, eşlerin birbirleri üzerindeki hakları ve benzerleri konuda olan İslami konferanslara beraber katılmaktır. İslami konferansları dinlemek veya İslami bir kitap okumak, gün boyunca herhangi bir zamanda birlikte yapılabilir ve bilgiyi tek başına öğrenmeyip aynı zamanda birlikte kaliteli zaman geçirmenin harika bir yoludur. Youtube, iman kuvvetlendirici konferanslar için paha biçilemez bir kaynaktır, yani Ramazan ayı boyunca daha sonra özellikle de iftar da tartışabileceğiniz değerli hatırlatıcılar için biraz zaman ayırabilirsiniz.
5) Birbirinize Hadis Gönderin
Sağlıklı evlilikler için ipuçlarında genelde, yemek çantasına veya masasının üstüne bulması için sevimli ‘seni seviyorum’ notları bırakın, tavsiyesi oluyor. Ramazan boyunca bunu birbirinize sms veya mail göndererek yapın. İkinizin de bu dünyada sıkı çalışmasını motive etmek için, örneğin ona Cennetle ilgili bir hadis gönderin ve sizi bekleyen güzellikleri hatırlattığınızı söyleyin, böylece ikiniz bir gün Cennette karşılaşabilirsiniz:
“Kevser cennette bir nehirdir. Onun kenarı altındandır. Suyu, inci ve elmas üzerinden akmaktadır. (Yani taş yerine inci ve elmas vardır.) Onun toprağı miskten daha iyi kokacaktır. Suyu kardan daha beyaz olacaktır. Buzdan daha serin, baldan daha tatlıdır.” (İbn Mace)
Ramazan ayı esnasında böyle bir hadis almak, ikinizin de fedakârlıklarınız için güzel mükafatlar alacağınızı hatırlatacaktır, inşaAllah.
6) Birbirinizi Teşvik Edin
Ramazan ayı boyunca günlük Kur’an okumak, sure ve dualar ezberlemek ve vaktinde dua etmek için birbirinizi teşvik edin. Samimi bir teşvik için söylenen her yumuşak kelimeyle birlikte birçok mükafat gelecektir. Ve karşılıklı teşviklerin her bir kelimesi, birinizin diğerine olan sevgisinin hatırlatıcısıdır çünkü sadece birbirini sevenler Cennette de birlikte olabilmek için, dünyada olabildiklerinin en iyisi olmak için birbirlerini teşvik ederler.
7) Kendinizi Onun İtikaftan Dönüşüne Hazırlayın
Bu Ramazan eğer eşiniz itikafa girmişse, bir gün erkenden sadece eşiniz için göz kamaştırıcı olmak için kendinize zaman ayırın. Sizi görmeden ve her anını Allah subhanehu ve teala’a ibadetle geçirdiği 10 günden sonra eşiniz, sadece onun için çabaladığınız şeyleri takdir edecektir. Tekrardan, Allah’ın rızasını kazanmak, sizin için muazzam bir mükafatı ve mutlu bir eşi garantileyen, eşinizin rızasını kazanmaktan geçiyor.
8) Gizlice Dua Edin
Ramazan ayında duaların kabulü için sayısız fırsat var. Bu yüzden gerçekten devamlı bir mutluluk için bol dua edin ki Allah subhanehu ve teala evliliğinizden razı olsun ve sizin ve eşinizin arasındaki sevgi ve anlayışı arttırsın. Ebu Zer radıyallahu anhu rivayet etmiştir ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Müslüman bir kul, din kardeşi için gıyabında duâ ederse, Melek de: “Onun için istediğinin bir misli de senin için olsun.” diye duâ eder.” [R.Salihin, H.No:1523.]
Biliyoruz ki özellikle de Ramazan ayında hayat yoğun oluyor fakat evliliğinizi sağlıklı ve canlı tutmak için gösterdiğiniz bütün samimi çabalar mükâfatlandırılacaklardır inşaAllah. Kendinize birbirinizi mutlu etmenin getireceği mükafatları hatırlatın ve bu Ramazan mutlu evlilik temellerini inşa edin!
Kaynak: Suffagah.com
6 Temmuz 2015 Pazartesi
Talat Paşanın Pişmanlığı
I. Cihan Harbinde Yunanlılar Türk topraklarına girer. Bundan dolayı İttihatçıların elinde olan Meclis, başkentin Konya’ya taşınmasını kararlaştırır. Bunu II. Abdülhamid’e iletmek için Talat Paşa’yı gönderirler. Durumu anlatan Talat Paşa’ya Sultan Abdülhamid çok sert çıkar:
-Ben Bizans İmparatoru Konstantin’den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine bağlılığımı arzediniz. İstanbul’dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını atalarımızın şerefi adına istirham ederim !, der.
Talat Paşa, Sultan Abdülhamid’in yanından ayrılırken şu acı itirafta bulunur:
-”Biz kimi indirip, kimi iş başına getirmişiz”
Kaynakca: Adem Çevik,II. Abdülhamid’de Yanılanlar,sayfa 51
Kaynak: Yalanyazantarihutansin.org
-Ben Bizans İmparatoru Konstantin’den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine bağlılığımı arzediniz. İstanbul’dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını atalarımızın şerefi adına istirham ederim !, der.
Talat Paşa, Sultan Abdülhamid’in yanından ayrılırken şu acı itirafta bulunur:
-”Biz kimi indirip, kimi iş başına getirmişiz”
Kaynakca: Adem Çevik,II. Abdülhamid’de Yanılanlar,sayfa 51
Kaynak: Yalanyazantarihutansin.org
5 Temmuz 2015 Pazar
Başbağlar Katliamı
Başbağlar Katliamı? 5 Temmuz 1993'de, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK tarafından 33 sivilin öldürülüp köyün ateşe verildiği katliam. PKK lideri Abdullah Öcalan olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK'nın düzenlediğini kabul etmiştir.
Akşam üzeri 100'e yakın PKK mensubu köyü bastı. Ezanın okunduğu sırada camiye giren örgüt mensupları cemaati zorla dışarı çıkardı. 1.5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi öldü. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak can verdi.
Olaylarla ilgili olarak 20 kişi gözaltına alındı ve haklarında idam ile çeşitli sürelerde hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanıkların 18'i bu davalardan beraat etti, 2'si mahkûm edildi.
Akşam üzeri 100'e yakın PKK mensubu köyü bastı. Ezanın okunduğu sırada camiye giren örgüt mensupları cemaati zorla dışarı çıkardı. 1.5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi öldü. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak can verdi.
Olaylarla ilgili olarak 20 kişi gözaltına alındı ve haklarında idam ile çeşitli sürelerde hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanıkların 18'i bu davalardan beraat etti, 2'si mahkûm edildi.