21 Mart 2020 Cumartesi

Türkistan’ın Geleneksel Nevruz Yemeği “Sümenek”



Kifayatullah RAHMATOGHLİ

krahmatoglu@gmail.com


Türkistan’ın Geleneksel Nevruz Yemeği “Sümenek”

Nevruz kelimesi Farsça bir terim olup “yeni gün” anlamına gelmektedir. Ben nevruzun nereden geldiğine odaklanmayacağım, bizim için mühim olan nevruzda; yani bahar ayında, Türk’ün geleneğinde güçlü değere sahip binlerce yıldır kendini korumaya devam etmekte olan Sümenek yemeğidir.

24 Şubat 2020 Pazartesi

Afganistan'da Sandıkların İstediği Değil, ABD'nin İstediği Olur

Kifayatullah Rahmatoghli
krahmatoglu@gmail.com

Birçok alanda fonksiyonel düzeyde nitelikleri ortadan kalkmış geride bir devlet kaldı. Ülke topraklarında yaygınlaşan terör örgütünün etkili bir izlenim ortaya koymakla birlikte toplumsal çevreyi krize sürüklediği dünya kamuoyu tarafından takip edilmişti. 2001 yılında Afganistan’daki savaşı Avrupalılar televizyon ekranlarından izlemişlerdi. Sunulan haberler hiper gerçeklikti.

9 Ocak 2020 Perşembe

Güney Türkistan’da Dil Asimilasyonu


Kifayatullah RAHMATOGHLİ

krahmatoglu@gmail.com


Güney Türkistan’lılar dil asimilasyonuna gelmeyin. Dil, bir kültürün anahtarıdır. Milletlerin varlığını devam ettirebilmesi için sözlü kültür kadar yazılı kültürün gelişmesi de bir o kadar önemlidir. Her milletin kendine özgü kültürü ve toplumsal hafızası vardır.

5 Aralık 2019 Perşembe

KANAYAN YARA

  Zehra TOKUR
                                                       
“Biz İslam Âleminin Bir Parçasıyız” dedi. Boğazında yumru, gözlerinde buğuların yer ettiği gönlü yaslı ağabey. Ve devam etti. Soykırım altındayız. İkinci Endülüs olma yolundayız, dedi. Bir yanı yıkık. Ailesi kayıp. Can ciğerleri kamplarda.  Yoldaşı, hücrenin içinde sadece İlahi Kudrete teslim.
Bilakis, Gök bayrağın altında, parmaklıkların ardında, işkencelerle muhatap olup, hakikati haykıranların, tarihin altın harflerle yazdığı Kaşgarlı Mahmud’un, Yusuf Has Hacib’in, Osman Batur’un ve daha nice bayrağa, hakka sevdalı soydaşların memleketidir; Doğu Türkistan.

25 Ekim 2019 Cuma

Yol Hikâyesi

    Bazen ömür, mumun üzerindeki üşüyen alevin bir nefese maruz kalması kadar kısa. Ve bir o kadar da zor. Tıpkı beton duvarlar arasından açmaya çalışan bir çiçek gibi. Mucizelerle dolu, tebessümlerle dolu, gözyaşlarıyla nemli. Yol boyunca aşkla, mücadeleyle ömür geçen bir hayatın sonlarında ya kokusuna müptela olduğumuz toprağın altına emanet ediliyoruz ya da bir masanın üzerine bırakılan buruşturulmuş peçetelerin birer sahibi olarak kalıyoruz, kendimizle baş başa…

10 Eylül 2019 Salı

Cadde

Zehra Tokur

Masmavi gökyüzü, dağların ardındaki eriyen güneşin kızıllığına karışmış kendisini karanlığa teslim etmenin vaktini bekliyordu. O sıra başımı camına yasladığım otobüsün yedi numaralı koltuğunda kulağımda hafif bir müziğin tınısı eşliğinde akşamüstü muhabbetine koyulmuştum, yeryüzüyle.
Öyle ki bir yandan sükûtun huzuru diğer yandan aklımdan çıkmayan zihnimi esir alan o notaların tınısı. Ya da bir mücadelenin vermiş olduğu birer iz. Bilmiyorum bu neyin nesi?