23 Mart 2016 Çarşamba

Ignaz Goldziher (2. Bölüm)

Khayala Aliyeva
editor@turkata.com


Ignaz Goldziher’in şeceresi XVI. yüzyılın sonuna kadar gider. İspanya’dan gelen büyük babaları Hamburg şehrine yerleşip kuyumculukla uğraşmışlar.

Soyadları olan “Goldziher - altın çeken” anlamındadır. Anne taraftan dedesi Macaristan’a göç etmiş ve burada deri ticaretiyle uğraşıyordu. 22 Haziran 1850’de Sigetvar’da doğdu. Deri tüccarı Adolf Goldziher’in oğlu olan Ignaz (Ignace Isaac Jehuda) koyu yahudi bir dini çevrede büyüdü. Bilhassa büyük annesi Bayan İsaak Berger ve kendisine daha çocukluk yaşlarında Talmud’u sevdirerek öğreten din hocası Moses Freudenberg Wolf’un tesirleri altında yetişti.[1] Dört yaşında iken İbranice okumayı öğrendi, beş yaşından itibaren de Tevrat dersleri almaya başladı. Sekiz yaşında başladığı Talmud, İbranice dil bilgisi ve yahudi din felsefesi derslerine Almanya’ya gönderildiği tarihe kadar (1868) devam etti. Kendi ifadesine göre ahlaki ve ilmi araştırmalarının esasını bu dönemde oluşturmuş, her şeyi Kutsal Kitap noktainazarından görmeyi bu devirde öğrenmiş ve bu dönemde edindiği ideallere ömür boyu sadık kalmıştır.[2] Daha on iki yaşında iken Sichat Jitzhak (İshak’ın sohbeti veya İshak’ın duası hakkında sohbet) ismiyle Pijjat denen bir İbrani ibadetinin menşei ve tarihçesi hakkında yaptığı küçük bir çalışması yayımlandı.
Budapeşte Üniversitesi’ne üç yıl dinleyici sıfatıyla devam eden Goldziher, on altı yaşında iken orada meşhur Orta Asya seyyahı ve Türkiyat Bölümü’nün kurucusu Arminius Vambery’nin ilk talebesi oldu. Onun yanında Türkçe, Farsça ve Arapça öğrendi. Yahudi tetkikleri sahasında ona en çok tesir eden filozof ise Moriz Karman’dır. Arkasından Macar Eğitim Bakanlığı’nın verdiği bursla ve üniversitede kurulması düşünülen semitizm kürsüsüne hoca olmak amacıyla 1868-1870’de iki ders yılını Berlin ve Leipzig’de geçirdi. Bu iki şehirde daha sonraki ilmi hayatını yönlendirecek ilk adımlarını attı, Arap ve Sami filolojisi dersleri aldı. Aynı zamanda “Lehranstalt für die Wissenschaft des Judenthums”ta “Yahudiliğin İslam’a Tesiri” konusunda doktora tezi yazmış olan reformist yahudi teologu Abraham Geiger ve Ortaçağ’da İslamiyet-Yahudilik ilişkisi uzmanı Moritz Steinschneider ile tanışarak onların eserlerini inceledi. Kendi üzerinde tesiri açıkca görünen sami dilleri eski üstadı Heinrich Leberecht Fleischer’in talebesi olarak Kitab-i Mukaddes’i 13. asırda yazan bir Yahudi müfessiri “Tanchum Jeruschalmi Hakkında bir araştırma” adlı bir doktora çalışmasıyla 27 Şubat 1870’de Doktor ünvanını aldı. Ardından iki yıl Leiden ve Viyana’daki Arapça yazma eserler üzerinde çalıştı.
Goldziher, Eylül 1873 - Nisan 1874 tarihleri arasında Macaristan Eğitim Bakanlığı hesabına Yakındoğu’da tetkik gezisine çıktı.[3] Bu seyahat sadece ilmi araştırmalar yapma amaçlı olmayıp, aynı zamanda Doğu Arapları’nı tanıma, bölge Araplarının yerel ve resmi dillerini öğrenme, kitap toplama, siyasi gayelere yönelik olarak kurulacak Doğu Araştırmaları biriminde kendisi için planlanan göreve hazırlanma gibi amaçlarla da yapılmıştı. Goldziher gittiği her yerde entelektüel kesimle bağlar kurmuştur. Goldziher seyahati boyunca geçtiği bölgeler, bölge insanları, adetleri, şehirlerin yapısı, inanışları gibi konulara dair bilgiler vermiş, gördükleri ile Yahudi inanış ve adetlerini karşılaştırmış, bildiği diller ve kültürler sayesinde insanlarla çok rahat iletişim kurmuştur. Gittiği her yerde isimlerini verdiği yirmiyi aşkın şarkiyatçı ve misyonerle karşılaşmış, Arap dünyasındaki misyonerlik faaliyetlerinin boyutları karşısında şaşkınlığını gizleyememiştir. Geziyi daha çok siyasi amaçlarla yaptığını düşündürecek şekilde, gittiği her yerde önce elçilikler ve Yahudi çevreleri ile görüşmüştür. Yine ortama göre Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi gibi davranmış, kendi haline kalınca da “tövbe” etmiştir. Seyahat kendi ülkesinde fazla yankı bulmasa da Arap toplumu ve buradaki Batılılar katında önemli etkileri oldu. Dönüşünde bakana bir rapor takdim etmiştir. Seyahati sırasında Goldziher İstanbul (20 gün) üzerinden Beyrut’a, oradan da Şam’a (bir buçuk ay) geçti.[4] Şam’da aralarında Tahir el-Cezairi’nin[5] (el-Cezairi Goldziher’i Şeyh ez-Zerevi – Altın Şeyh diye adlandırmıştır.) de bulunduğu bazı alimlerle tanıştı. Sonra da Kudüs’e ve Kahire’ye (dört ay)  gitti. Kahire’de Ezher hocalarının derslerini takip etti ve Ezher talebesi cübbesini giyen ilk gayri müslim Avrupalı oldu.[6] Cemaleddin-i Efgani[7] ile de görüşen Goldziher (Kahire’da Cemaleddin Afgani ile siyasi, ilmi ve fikri konularda müzakerelerde bulundu. Ezher’deki ilk tefsir dersinde bile Afgani’nin ortaya attığı fikirleri müzakere etti. Afgani’nin İslam dünyasında yürüttüğü siyasi ve fikri uyanış hareketini gönülden destekledi.[8], İslam Ansiklopedisi’ne Efgani maddesini de o yazmıştır) seyahati boyunca Macar İlimler Akademisi Kütüphanesi için Arapça yazma ve basılı kitaplar satın aldı. 1875’te Kahire Hidıviyye Kütüphanesi müdürlüğü görevine davet edildiyse de bunu kabul etmedi. 1892’de Macar Akademisi üyeliğine seçildi ve aynı zamanda 30 yıl boyunca sürdüreceği Budapeşte Yahudi Cemaatı Sekreterliği görevini üstlendi. 1897 ve 1899 yıllarında toplanan XI ve XII. Şarkiyatçılar Kongresi’ne sunduğu iki raporunda bir İslam Ansiklopedisi’nin telifi için hazırlandığı projeyi tanıttı. Aslında böyle bir teklif daha önce William Robertson Smith tarafından da yapılmış (1882), fakat yayıma ancak 1908’de başlanabilmişti.
1904 yılında Budapeşte Üniversitesi Sami Dilleri Kürsüsü’ne profesör olarak tayin edildi. Aynı yıl Amerika’ya giderek son otuz senede İslamolojideki gelişmeler konusunda bir konferans verdi. Bu arada Goldziher günlüğünde, hakaretlere muhatap olarak otuz yıldan beri sürdürdüğü ve hayatının en bedbaht zamanı diye tasvir ettiği Budapeşte Yahudi Cemaati’nin idari ve eğitim sekreterliğinden ayrılır.[9]
Goldziher 1910’da Macar Krallığı saray müşaviri oldu. 60 yaşı münasebetiyle sadık meslektaşı ve eski şark tarih ve kronoloji profesörü Eduard Mahler ona memleketlerin bütün ileri gelenlerinin gönderdikleri tebrik ve dilek kartlarından meydana gelmiş bir albüm sundu. 1911 yılında doçentliğinin 40. yılı münasebetiyle yabancı meslektaşları ve dostları “Festschrift Ignaz Goldziher – Ignaz Goldziher Armağanı”nı neşrettiler ve şiddetli bir kışa rağmen bir nüshasını takdim etmek üzere naşiri Heidelberg’den Prof. Carl Bezold, Leiden’den Prof. Christian Snouck Hurgronje, Kiel’den Prof. Georg Jakob ve Berlin’den Prof. Friederick Kern’den oluşan bir heyet Budapeşt’e geldiler. 1917-1918 ders yılında Felsefe Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü. Son konferansını verdikten üç gün sonra 13 Kasım 1921 tarihinde Rotlauf’da öldü ve Budapeşte Yahudi Mezarlığı’na gömüldü.[10] Geride bıraktığı çok zengin kütüphanesi (6000 cilt kitap) daha sonra Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’ne (Hebrew Üniversitesi) nakledilmiş ve 1925’te okuyucuların istifadesine açılmıştır.



DİPNOTLAR
[1] Goldziher, Ignaz, Dıe Zahırıten, trc. Cihad Tunç Zahiriler; Sistem ve Tarihleri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1982, s. IX.
[2] Mehmet S. Hatiboğlu, “Goldziher Ignaz” , DİA, 14, s. 102.
[3] Goldziher, Ignaz, Dıe Zahırıten, trc. Cihad Tunç, Zahiriler Sistem ve Tarihleri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1982, s X.
[4] HATİBOĞLU, İbrahim, “Yakın Doğu Seyahatı ve Eserleri Bağlamında Ignaz Goldziher ve İslam Dünyası ile Fikri Etkileşimi”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 108-111.
[5]Tahir el-Cezairi - Suriye’li selefi alim ve islahatçı. 1852’de Dımaşk’ta doğdu. Soyu Hz. Hasan’a ulaşır. İlim ve tasavvuf geleneğine bağlı bir ailede büyüdü. Arapça, Türkçe, Farsça’nın yanı sıra matematik, astronomi ve tarih gibi ilimler tahsil etti. Öğretmen olarak başladığı görevinde mekatib müfettişliğine kadar yükseldi. 1907’de Mısır’a göç etti. 1916’da yeğeninin idam edilmesinin etkisiyle Şerif Hüseyin isyanına katıldı. 1919 yılının sonlarına doğru Dımaşk’a döndü ve 6 Ocak 1920 tarihinde burada vefat etti. Aşırı sigara tiryakiliğinden astım hastası olmuştu. Hastalığı şiddetlenince doktorundan kendisine ötenazi yapmasını istemiştir. Şam bölgesinin M. Abduh’u diye anılır. XIX yüzyılın sonu ve XX yüzyılın başlarında bölgenin ilim ve fikir hayatı üzerinde etkili olmuştur. Tabakat, teracim ve eski kaynakları tanıma hususundaki engin bilgisinden dolayı “ayaklı kütüphane” diye anılır. Arap dilinin sarf, nahiv ve belağat alanlarında devrinin en önde gelen alimi olarak kabul edilmiştir. (Abdullah Emin Çimen, “Tahir el-Cezairi”, DİA, 39, s. 396.)
[6]Mehmet S. Hatiboğlu, “Goldziher Ignaz” , DİA, 14, s. 102.
[7] Cemaleddin Afgani – XIX yüzyıl İslam dünyasının düşünce ve siyaset hayatında önemli rolü olan kişilerden biri. 1838’de doğdu. Doğduğu yer, milliyeti ve mezhebi hakkındaki haberler ihtilaflıdır. İlk öğrenimini alim bir kişi olan babası Safder’den yaptı. 18 yaşına kadar kaldığı Kabil’de ülkenin meşhur bilginlerinden dil, tarih, felsefe, matematik, tıp ve siyaset alanında dersler aldı. Daha sonra tahsilini devem ettirmek için Hindistan’a gitti. İki yıl burada kaldıktan sonra hac için yola çıkar, birçok ülkeye uğrayarak 1857 yılında Mekke’ye ulaştı. Burada Harameyn merkezli bir İslam birliği fikri oluşmaya oluşmaya başlar. 1870 yılında İstanbul’a geldi. Burada bazı konferanslar verdi. Efgani bir konferansında hayatı ve ihtiyaçları bakımından toplumu canlı bir bedene benzetmiş, bu ihtiyaçları karşılayan sanatları bedenin organlarıyla, hikmet ve nübüvveti ise ruh ve canla karşılaştırmıştı. Bu konferansta söylenenlerden yalnızca “nübüvvet sanattır” kısmını almış ve büyük tepkilere neden olmuştu. Bu yüzden Osmanlıyı terk etmesi istenir. 1871 yılında Kahire’ye gitti. 1879’da ülkeden çıkarılmasına kadar burada sohbetlerde bulundu, talebe yetiştirdi. Alimler ve devlet adamlarını üye olduğu bir loca kurdu. Mısır’dan çıkarılmasının ardından Hindistan’a gider. Hindistan’da İngilizlere karşı başlatılan isyanın sorumlusu olarak görüldüğü için buradan da çıkarılması istenir. Buradan önce İngiltere’ye, sonra da Fransa’ya gitti. Daha önce kendi yönlendirmesiyle Mısırlı ve Hindistanlı taraftarlarınca kurulmuş bulunan el-Urvetü’l-Vüska adlı cemiyetin “hür bir ülkede en şerefli dil ile (Kur’an dili)” çıkarmaya karar verdiği bir gazetenin başına geçti. Cemiyetin adını taşıyan gazetenin başyazarlığını yapması için Mısır’dan talebesi ve dostu olan Muhammed Abduh’u, o günlerde sürgünde bulunduğu Beyrut’tan Paris’e davet etti.  İlk sayısı 13 Mart 1883’te yayımlanan el-Urvetü’l-Vüska, çeşitli baskılar ve engeller yüzünden ancak on sekiz sayı çıkarılabilmiştir (son sayı Eylül 1884). Gazete kapanınca Muhammed Abduh Beyrut’a dönmüş, Efgani ise bir süre daha Paris’te kalmıştır. 1886-1889 yılları arasında Rusya’ya gitti. Buradaki faaliyetleri çarı rahatsız edince buradan ayrılır ve İran’a gider. Nasıriddün Şahın başvezirliğini yapmaya başlar. Ancak yönetime karşı tenkitleri çoğalınca Basra yakınından sınır dışı edilir. 1891’de Basra’dan tekrar Londra’ya giden Efgani Londra’da yazılar yazdı. Efgani 1870’li yıllardan itibaren Sultan Abdülhamid’e yaklaşmak için vesileler aramış, onun düşünce ve politikasına uygun bir tavır içine girer. Efgani, Londra Sefiri Rüstem Paşa aracılığı ile İstanbul’a davet edilir. İstanbul’da iyi karşılanır; sultan tarafından kendisine Teşvikiye’de bir ev, araba, at verildi ve yüksek bir maaş bağlandı. Efgani kısa zamanda yeni bir çevre edindi; alimler, edipler, siyasilerin meclisine devam etti; bilhassa Ramazan gecelerinde sahura kadar süren sohbetlere katıldı. Bu arada Abdülhamid’in isteği üzerine İslam birliği ve Şii-Sünni yakınlaşmasının yolları konusunda bir rapor hazırladı. Bu amaçla kurulan bir cemiyetten faydalanarak Şii-Sünni yakınlaşmasını ve ittihad-ı İslam’ı teşvik eden mektuplar yazdı ve yazdırdı. 600’ü bulan bu mektuplara 200 kadar cevap gelmiştir. Ancak Hindistan ve Afganistan’a yönelik bu nevi faaliyetlerden İngilizler’in rahatsız olarak sultana baskı yapmaları, Efgani’nin Jön Türkler’le teması, jurnaller, İran şahının öldürülmesinde onun da parmağının bulunduğu ithamı, Abdülhamid’in Şiilik’le itham edilme korkusu gibi amiller bu çalışmaları olumsuz etkiledi; giderek sultan onunla ilişkisini azalttı; sıkı bir göz hapsi uygulandı ve ülkeden ayrılma isteği geri çevrildi. Efgani yakalandığı kanserden kurtulamayarak 9 Mart 1897’de İstanbul’da vefat etti ve Maçka’da Şeyhler Mezarlığı’na defnedildi.
Efgani’nin belli başlı eserleri şunlardır: 1. et-Ta’likat ‘ala Şerhi’d-Devvani li’l - Akaidi’l-Adudiyye (Kahire 1968; Beyrut 1979). 2. Risaletü’l-varidat fî sırri’t-tecelliyat (Kahire 1968; Beyrut 1979). 3. Tetimmetü’l-beyan (Kahire 1879).  4. Hakıkat-i Mezheb-i Neyçeri ve Beyan-i Hal-i Neyçeriyyan. (Hayreddin Karaman, “EFGANİ, Cemaleddin”, DİA, 10, S. 456-465)
[8] HATİBOĞLU, İbrahim, “Yakın Doğu Seyahatı ve Eserleri Bağlamında Ignaz Goldziher ve İslam Dünyası ile Fikri Etkileşimi”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 120.
[9] Mehmet S. Hatiboğlu, “Goldziher Ignaz” , DİA, 14, s. 102.
[10] Goldziher, Ignaz, Dıe Zahırıten, trc. Cihad Tunç Zahiriler Sistem ve Tarihleri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1982, s XI-XII.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder