23 Mart 2016 Çarşamba

DARÜ’L- KURRÂ

                      
Mustafa BİDE
mstfbide.42@gmail.com

Darü’l-Kurra “dâr” ve “kurrâ” sözcüklerinden müteşekkil bir mekan ismidir.
Bunu meydana getiren sözcüklerden “dâr” ın sözlük anlamı binaların toplandığı arazi, iskan edilen geniş ev, büyük yapıların ortasında bulunan çatısız avlu veya etrafı çevrili ama üzeri örtülmemiş toplantı ve eğlence mekanı; çocuklar, öğrenciler, yaşlılar ve kimsesizler için barınak, yerine göre öğrenim görülen mahaldir[1].
            Hz. Peygamber zamanında Kur’an’ın belli miktarını ezberleyenlere “kurrâ” denilirdi. Yine aynı dönem ve sonrasında bu tabir Kuran’ın tamamını ezberleyen ve kendini Kuran öğretimine adayan hafız ve muallim sahabe için kullanılmıştır[2].
            Darü’l-Kurrâ, Kur’an Kıraati sahasında kendini yetiştirmek ve kıraat ilmi uzmanı olmak isteyen talebelerin eğitim gördüğü okul ile onların iaşe ihtiyaçlarının karşılandığı kuruluşun ismidir[3].
            Darü’l-Kurralar, özel bir ihtisas alanında faaliyet gösteren ilim yuvaları olmak itibariyle türünün son örnekleridir ve özellikle Osmanlı’ya mahsus öğretim müesseseleri arasında yer almışlardır[4].
            Darü’l-Huffaz yalnızca “hafız” yetiştiren yani öğrencilerine sırf Kuran’ı baştan sona tümüyle ezberlettiren bir mektep çeşididir[5].
            Selçuklular kıraat ilminin okutulduğu medreseleri genellikle “darü’l-huffaz” şeklinde adlandırmışlardır.  İbrahim Hakkı Konyalı, tarihi kaynaklarda ve arşiv vesikalarında rastladığı darü’l-huffazlar hakkında detaylı bilgi vermektedir.  Buna göre çoğunluğu şahıslar tarafından yaptırılan ve çok azı zamanımıza intikal eden bu darü’l-huffazların Konya’daki sayısı otuza yakındır. Arşivlerde bulunan vakfiyelerinde buralar için neler vakfedildiği, derslerin yapılış biçimi ve “reisülhuffaz” denilen şeyhin seçiliş tarzıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır[6].

Osmanlı’da Darü’l - Kurrâ
Darü’l Kurrâ Osmanlı Devleti’nde Kur’an bilgisi bakımından sağlam bir alt yapıya sahip olan kişilere üst düzeyde eğitim veren kuruluştur. Buradan mezun olanlar kıraat alimi olmaktadırlar[7].
Osmanlı topraklarının her tarafında çok sayıda darülkurra vardı. Evliya Çelebi sadece kendi zamanında elli beş adet darü’l kurrâ olduğunu yazmıştır. Osmanlı devrinde ilk darulkurranın Orhan Gazi’nin sanat yıllarında İznik’in fethinden sonra Süleyman Paşa Medresesi ile birlikte onun yapıldığı Evliya Çelebi tarafından rivayet edilir[8]. Osmanlı Darü’l - Kurrâlarını iki başlık altında ele almak mümkündür.

Medrese-Külliye Dışında Yapılanan Darü’l - Kurrâlar
I . Evlerde Yapılan Kıraat Öğretimi
            Her toplum ve devirde olduğu gibi bilginin mahiyetine bakılmaksızın Osmanlılarda da “özel eğitim”, yaygın öğretim biçimlerinin başında geliyordu. Bu tür eğitimin yoğun bir şekilde yaptırıldığı en uygun mekanlar evler olmuştur[9].

II. Cami ve Mescidlerde Açılan Darü’l -Kurrâlar
            Hz. Peygamber Medine’de kendi ismiyle anılan mescidini ibadethane olmasının ötesinde bir “Kur’an Evi” haline getirmişti. Bu sebeple hem Osmanlı öncesi devirlerde hem de Osmanlı döneminde daru’lkurraların en çok birlikte faaliyet gösterdiği mekanlar cami ve mescidler olmuştur[10].

III. Tekke ve Zaviyelerde Oluşturulan Darü’l - Kurrâlar
            Özellikle tasavvufi meşrepleri, ilimle çok yakından ilgili olmaya müsait hatta ondan uzak kalmayı kötü bir durum olarak gören anlayışı öngören bazı tarikat şeyhi, halife ve mensupları, dergahlarının uygun yerlerine veya hemen yanıbaşlarına inşa ettikleri yapıları darul kurraya dönüştürerek burada Kur’an dersleri okutulmuştur[11].

IV. Müstakil Olarak İnşa Edilen Darü’l- Kurrâlar
            Bir yere bağlı olmaksızın ya da bir kuruluşun bünyesinde yer almaksızın yani başka bir kurumun ünitesi konumunda bulunmaksızın kurulan darül kurrâlar yapısal olarak sıbyan mektebine benzemektedirler.


Osmanlı Darü’l - Kurrâların İşleyişi
            İslam dünyasında daru’l hadis, Darü’l - Kurrâ ve medreselerin tamamına yakını vakıf olarak yapılmış ve bütün masrafları yine vakıflar tarafından karşılanmıştır. Dolayısıyla vakıflar sayesinde medreseler belli nispette özerkliğe sahip birer eğitim kurumu haline gelmişlerdir[12].
            Osmanlı Darü’l - Kurrâlarının vakıflar marifetiyle kuruldukları ve ilgili vakfiyede öngörüldüğü biçimde faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.


Darü’l - Kurrâ Yapıları
            17. ve 18. Yüzyılda adeta ortadan kalkan bir yapı türü olan darülkurrâlar İstanbul ve Anadoluda az sayıdaki örnekle tanıtılmaktadır. Günümüze ulaşan ve dönemi en iyi anlatan darülkurrâ İstanbul Sultan Ahmet Darülkkurrâsı’dır[13].
            Sultan I. Ahmet tarafından 1609-1620 yılları arasında tamamlanan külliyenin bir parçası olan bu darülkurrâ türbenin güneybatısında yer alır. Türbenin yanında türbeye açılan penceresi ile değişik bir konumda yerleştirilen darülkurrâ, kare planlı ve tek kubbeli bir şema gösterir[14].
            Anadolu Türk mimarisinde günümüze ulaşan ilk darülkurralâr Konya’da 15. Yüzyılda Karamanoğulları tarafından yaptırılan ve darülhuffaz olarak anılan yapılardır. Daha sonra 16. Yüzyılın ikinci yarısında Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye, Vefa Kethüda, Eyüp Sokollu, Mehmet Paşa, Üsküdar Atik Valide ve Mimar Davut Ağanın eseri olan Edirne Selimiye Darülkurrâları, yapısal özellikleri ile dönemi en iyi yansıtan çeşitlemelerdir[15].


SONUÇ
            Kur’an öğretimine daha Hz. Peygamber’in sağlığında başlanmış; bunu örnek alan İslam devletleri sonraki yüzyıllarda mektep, darülhuffaz ve darülkurrâ açmışlardır. Konya’daki darülhuffazların büyük bir kısmı ile bir darülkurrâ Karamanoğulları döneminde inşaa edilmiştir. Bunlara ilaveten Osmanlı idaresindeki Konya’da iki darülkurrâda eğitime başlamış, böylece sayıları üçe çıkmıştır. Bunların en ünlüsü Kadı Hacı Ali Efendi Darülkurrâ’sıdır.[16]
           
Derste gerek hoca gerekse öğrencilerin dünya kelamı konuşması yasaklanmış olup bu o dönemin eğitim anlayışını yansıtması açısından önemli bir bilgidir. Darülkurrâ Cuma ve iki dini bayram dışında sürekli açıktır. Öğrenci tedrisatından ayrı olarak görevli şeyhülhuffaz halktan Kur’an kıraatiyle ilgili problemi olanların müşküllerini halletmekle de yükümlüdür. Bu hizmetiyle darülkurrâ yaygın öğretim de yapmıştır[17].
           

 DİPNOTLAR



* Necmettin Erbakan Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi
[1] Yusuf Alemdar,” Osmanlı’da Daru’l Kurra Müessesesi ve Kıraat Öğretimi”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri (Tefsir) Anabilimdalı, Basılmamış  Doktora Tezi, Ankara 2003, s. 59.
[2] Alemdar, aynı tez, s. 59.
[3] Alemdar, aynı tez, s. 61.
[4] Alemdar, aynı tezs. 61.
[5] Alemdar, aynı tez, s. 67.
[6] Nebi Bozkurt, “Darülkurra”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VIII, İstanbul 1993, s. 544.
[7] Alemdar,aynı tezs. 69.
[8] Alemdar, aynı tez s. 70.
[9] Alemdar, aynı tez , s. 74.
[10] Alemdar, aynı tez, s. 75.
[11] Alemdar, aynı tez, s. 78.
[12] Alemdar, aynı tez, s. 90.
[13] Zerrin Köşklü, “Vakfiyelere Göre 17. Ve 18. Yüzyıllarda Bir Eğitim Kurumu Olarak Osmanlı Darülkurrâları”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 14, s. 272.
[14] Köşklü, a.g.m., s. 272.
[15] Köşklü, a.g.m., s. 271.
[16] Yusuf Küçükdağ, Konya Darülkurraları, Konya 2014, s. 75.
[17] Küçükdağ, a.g.e., s. 76.


KAYNAKÇA

ALEMDAR Yusuf, “Osmanlı’da Darü’l - Kurra Müessesesi ve Kıraat Öğretimi”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri (Tefsir) Anabilimdalı, Doktora Tezi, Ankara 2003.
BOZKURT Nebi, “Darülkurra”Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VIII, İstanbul 1993, s. 543-545.
KÖŞKLÜ Zerrin, Vakfiyelere Göre 17. Ve 18. Yüzyıllarda Bir Eğitim Kurumu Olarak Osmanlı Darülkurraları, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 14, (2000).

KÜÇÜKDAĞ Yusuf, Konya Darülkurraları, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya 2014, s. 75-77.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder