9 Haziran 2019 Pazar

Yoldaki İşaretler

  Zehra Tokur

“Yine bir kitabın altı çizili satırlarında kayboluvermiştim” yolumu bulmak için çabalarcasına. Altı çizili satırlar bana bir şeyleri haykırıyordu, zihnimde rotasını kaybetmiş fikirlere yön verircesine. Bilakis her kayboluş yeniden bir varış, her bir varış yeni bir doğumdu benim için. Kim bilir başka hangi romanın satırlarında hangi şiirlerin mısralarında kaybolup, yolumu bulacaktım?

  Bazen bir ses bazen bir harf vardırır, insanın kendisine. İnsan yeter ki kendisine varmak istesin, kâinat serilir önüne. Sesler en ala sessizliğini bozarken, bir harf destan olur kendisini duyurmak için. İnsan yeter ki görebilsin hakikati.

  Ne demek mi istiyorum?
  Her insanın yanında bir yol haritası vardır aslında. Varmak istediği bir yer; kendisinin bile bilmediği... İnsan hep bir arayış içerisindedir, içindeki ses sukuta kavuşuncaya kadar.
Öyle insanların yaşam hikâyeleri ile karşılaşıyorum ki bazen “Görünenin arkasında ne müthiş sırlar var” diyorum. Mesela, Hristiyan inancına bağlı olup, komünizm davasını güden bir kadının yıllar sonra Müslümanlığı kabul etmesi tevafuklar üzerine kurulu bir rüyanın eseri idi: Anadolu’ya kadar uzanan bir düşün izleri…*

  Bununla beraber en berbat yolların kendisini konuk ettiği Malcolm, yıllar sonra demir parmaklıkların ardındaki bir sesin vesilesiyle kendisini bulması, hayatın ona farklı bir pencere açmasına neden olmuştu. Ve yine yeniden faşizme karşı savaşını devam ettiren Malcolm, mücadelesiyle zafer kazanmıştı inandığı yolda. Ve tarih yazmıştı Malcolm X’in alnına şehadetin buse kondurduğunu. Mücadele ve yeniden dirilişin ötesinde; “Her bir zifiri karanlıkta, dolunayın aydınlığı gizli idi.” **

Ve daha ne alâ hikâyeler barındırıyordu yeryüzü… Caddeler ne sırlar saklıyordu içinde? Hangi fanilere yağacaktı gökten mucizeler? Hangi nidalar ses getirecekti sağır kulaklara? Kimler bu hengâmenin içinde özünü kaybedip, kendisini aramaya çıkacaktı? Diye tefekkür ederken, bir kâğıt ve mürekkebin izdivacının bir insanın kendine kavuşmasına vesile olduğunu hatırlıyordum.
 
   Sayfaları yıpratılmış bir kitap, sahibi için gereksiz iken bir başkası için yaşamının dönüm noktası olabilir. Düşünün, çöp yığınlığında zamanın yıpratmış olduğu bir kitap, bir gencin nasıl hayatının anahtarı olabilirdi? Ya da bu genç bilebilir miydi, hayatının dönüm noktasının bu kitabın içinde saklı olduğunu?
 Yıllar öncesinde kâğıt toplayıcılığı ile ekmek parasını kazanan delikanlı çöp yığınlığında, gözüne ilişen Dostoyevski’nin kitabına rastlar ve içinde kaybolarak kendisini keşfeder. Ve bu genç dediğim Oktay ağabey, şu çetrefilli hayatın darlaştırılmış mekânından zamanla sıyrılarak kendisine yeni bir dünya kurmuş, benliğiyle hükmedercesine. Ve kendisi bu vuslatı şöyle izah ediyordu: “Hayal kurmaktan vazgeçemez insan. Maceraperesttim hep, hayal ediyordum. Uzaya çıkmak, New York’a falan gitmek istiyordum. Hem kaybedecek neyim var? Adana yerine New York’ta kâğıt toplar, kartondan ev yapar yaşardım.” Diyerek belki de perdenin arkasındaki sırrı ağzından kaçırmıştı. Kim bilir? Şimdi ise yılların kitaplarını toplayıp, koleksiyon yapan Oktay ağabey Beyoğlu’nda mütevazı bir kitap yuvası kurarak büyük hayallerine ufaktan-ufaktan adımlarını atmayı başarmıştı. Aynı zamanda, şehrin sokaklarının dili olup; kitapların izlerini de sürdürmeye çalışıyor. Sokakları, karanlıktan kurtarırcasına. ***

 

 İşte bir düş, bir harf ya da bir ses her an yaşamın yeni birer sayfası olabilir. Değişimden korkmamalı insan. Sınırları zorlamaktan da. Hayallerinin ötesinden gitmekten de. Çünkü sen hayal kurduğun müddetçe yaşarsın. Ve harekete geçtikte, sende bulur hayaller kendini.

   “Her Eylem Yeniden Diriltir Beni” diyerek yılmışlığımızı silkelendiriyorduk, ayağa kalkarak. Evvela, her şeyden öte düşlerin hakikate vuslatıdır; seni sen yapan. Düşsen de batsan da, yılsan da gücün kalmasa da eylemde oluşun, sana hiçbir şey kaybetmediğini gösterir. Bilhassa “ Uçamazsan koş, koşamazsan yürü, yürüyemezsen sürün. Ama ne yaparsan yap ilerlemek zorundasın.” Diyen ağabeyin sözleri tercüme eder bizim meselemizi.
Velhasıl kelam, hiç olmadık zamanda oluşan durumlar, insanın hayatını alt üst edebilir ihtimal bu ya; belki altı üstünden daha ihtişamlıdır. Bilemeyiz. Bilseydik bir manası kalmazdı yaşamanın.


*Bkz: Componero Rosa
**Bkz: Malcolm X- Recep Şentürk
***Bkz: İnstagram: fakirmeczup ( Oktay Çetinkaya Ağabeyi bu hesaptan takip edebilirsiniz. Kendisi sokaklarda yaşayanların hikâyelerini paylaşmakta.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder