21 Mart 2016 Pazartesi

Ignaz Goldziher (1. Bölüm)

Khayala Aliyeva
editor@turkata.com

Oryantalizm ve oryantalist kelimeleri; “doğu, şark” anlamına gelen orient kelimesinden türemiştir.
Doğu dillerini bilen uzmanı, Doğulu toplumların gelenekleri, görenekleri ve coğrafyaları hakkında bilgi sahibi akademisyeni ya da Doğulu toplumları resmeden ressamı tanımlamak için oryantalist sözcüğü kullanılsa da, Oryantalizmi, genellikle, masum bir akademik merak saikiyle oluşturulmuş bir araştırma disiplini olarak değerlendiren bu türlü yaklaşımların dışında, Hıristiyan misyonerliği ve Avrupalı sömürgecilikle iş birliği içerisinde değerlendiren yaklaşımlar da mevcuttur. Edward W. Said[1] Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu isimli kitabında oryantalizm hakkında: “Oryantalizm Şark ile uğraşan toplu müessesedir; yani Şark hakkında hükümlerde bulunur, Şark hakkındaki kanaatleri onayından geçirir, Şarkı tasvir eder, tedris eder, iskan eder, yönetir; kısacası ‘Doğu’ya hakim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için Batı’nın bulduğu bir yoldur.” demiştir.
Dünyanın Doğu’su ile Batı’sı arasındaki sınırın nereden başlayıp nerede bittiğinin cevabı çok net değildir. Bir görüşe göre “Asya”, “asu” (doğu) ve “Avrupa”, “ereb” (batı) kelimelerinden türemiştir. 7. yüzyılın ortalarından itibaren Doğu’nun büyük bir kısmının Müslümanların eline geçmesiyle bu kavram yeni bir şekil almıştır. 1096-1291 yılları arasında dokuz defa gerçekleşen Haçlı seferleri zamanında ise, Doğu denince daha ziyade İslam Dünyası anlaşılmıştır. Türkler Anadolu ve Balkanlar üzerinde hakimiyet kurduktan sonra Osmanlı İmparatorluğu da Doğu kavramının kapsamına girdi.[2]
Oryantalizmin temeli “biz-onlar” ayrımına dayanır. Oryantalizmin inceleme alanı her ne kadar Bütün Doğu’yu kapsıyor gibi görünse de, Edward Said’in de dediği gibi gerçekte İslam’ı, İslam tarih ve coğrafyasını konu edindiği, oryantalistlerin ortaya koyduğu çalışmalardan anlaşılmaktadır.
İslam’a yönelik pek çok oryantalist araştırmanın arka planında: Müslümanların “değerleri” hakkında şüphe uyandırmak, İslamiyet’i asılsız ve ya yetersiz gösterip, Batı’nın üstünlüğünü zihinlere yerleştirme, kendi toplumlarını İslam’ın etkisinden uzak tutma, İslam ve Müslümanlar aleyhine ortaya koydukları bilgi ve düşünceleri ülkelerinde yaymak suretiyle, İslam’ın özenilecek, benimsenecek bir din olmadığını, kendi dinlerinin daha üstün ve kendilerine yeterli olduğunu, kendi halklarına telkin etmektir.[3]
Batı’nın İslamiyet üzerindeki gerçek akademik çalışmaları, 12. yüzyılın ortalarından itibaren ve ilk iş olarak da Kur’an-i Kerim’i tercüme etmekle başlamıştır.  Bu çalışmaları Cluny Başrahibi Pierre le Venerable (1156) -İspanya kralı tarafından İspanya’ya davet edilmiş bir Fransız olan Muhterem Peter- başlatmış; kurduğu bir ekibi, “İslam’a yapılacak entellektüel savaş için ilmi temel oluşturacak bir dizi çalışma” yapmakla görevlendirmiştir. Bu çalışmanın ilk ürünü de, Kur’an’ın 1143 yılında tamamlanan Latince çevirisi olmuştur. Heyet hem de birçok Arapça metni de tercüme etmiştir. Daha çok polemik amaçlar güden parçalar yazılmış ve hiçbir tefsir yapılmamıştı. Pek çok hatasının bulunmasına karşın bu Kur’an tercümesi İslam araştırmalarında bir dönüm noktası olmuştur. 1698’de İtalyan Ludovico Marraci’nin yaptığı tercümeye kadar Avrupa dillerindeki diğer tercümelere kaynaklık eden bu eserle birlikte Batı dünyası, ilk defa ciddi bir İslam araştırması için malzemeye ve araca sahip oluyordu.[4]
Haçlı Seferleri sonrası Avrupa’daki bütün mücadele ve amaç savaşla ya da savaşsız İslam’ın inanç ilkelerini çürütmekti. Bu nedenle İslam’ı daha derinden tanımak, bunun için de dil bilmek gerekliydi. Bacon, Lull ve başka kilise mensuplarının 1250’lerden beri sınırlı fakat ısrarlı bir biçimde talep ettikleri dil okulları, 1312’de ani bir kararla Viyana Konsülü’nde Batı kilisesinin resmi politikası haline geldi. Bu karara göre Paris, Oxford, Bologna, Avignon, Roman Curia ve Salamanca’da Arapça, Grekçe, İbranice ve Süryanice kürsüleri kurulacaktı. Bu dönemde, ilk dönemin İslam’a karşı saldırgan tutumuna geri dönüldüğü görülür. İslam’ın çürütülmesi için Kur’an-i Kerimin incelenmesi gerektiğini düşünen ve bunun için de sağlıklı bir Kur’an tercümesine ihtiyaç duyan Kardinal John Segovia (1400-1458) da bu uğurda birçok çalışma yapmıştır.
16. Yüzyıla gelindiğinde Doğu’yu gezen seyyah ve misyonerlerin sayında artış gözlemlenir. Bunun nedeni siyaset ve ticaret idi. Bu dönemde İslam’la ilgilenme sistematik bir karalama özelliği göstermez. Bu şartlar altında Avrupa’da ilk Arapça kürsüsü Paris’te College de France’da 1539 yılında Guillaume Postel[5] (1510-1581) adına kurulur. O Müslüman Doğu’nun sosyal yapısı, dini ve dili üzerine çalışmış ve eserler vermiştir.
17. yüzyılda Hollanda Doğu çalışmalarında lider bir konum kazanmıştı. 1613’te Leiden Üniversitesi'nde Arapça kürsüsü oluşturuldu ve başına Thomas Erpenius[6] (van Erpe, 1584-1624) getirildi. Erpenius Klasik Arapça üzerine Avrupa’da kaleme alınmış ilk bilimsel metotlu gramer kitabı sayılan ve Arapça eğitiminde iki yüzyıl süreyle Batılı araştırmacıların yegane müracaat kaynağı olan Grammatica Arabica (1613) eserini kaleme aldı.
Aydınlanma Çağı (17.-18. yüzyıllar)’nda Doğu’ya bakış, Orta Çağlar kadar düşmanca olmasa da İslam’a yöneltilen eleştiriler hala devam ediyordu.[7]
XIV Louis 1691 senesinde şark harflerini ihtiva eden bir krallık matbaası kurdu. Doğudaki yazmaları toplamaları için alim ve misyonerler gönderdi. Önceleri kilise ve krallar tarafından dini yaymak için kullanılan oryantalizm yeni bir veçhesini bu devirden sonra aldı. O da diplomasinin yardımcısı olan siyasi ve ticari hulul politikasıydı. 18 Kasım 1669 tarihli krallık konseyi kararı ile Fransa’da doğmuş altı genç İstanbul ve İzmir’e Doğu dillerini öğrenmek için gönderildi. 7 Haziran 1718 tarihli kararla da İstanbul’a gönderilecek talebe sayısı 12’ye çıkarılmıştı. Bunların geçim masrafları Marsilya Ticaret Odası tarafından ödenmekteydi.
Doğunun ve İslam’ın üç büyük dili olan Arapça, Türkçe ve Farsça’yı genç Fransızlara öğreterek onlardan bir tercüman yetiştirmek fikri 1669 senesinde Colbert tarafından ortaya atılmış ve 1721 senesinde Cizvitlerin idaresi altında bulunan Louis le Grand kolejinde bir dil gençleri (dil oğlanları) şubesinin açılmasıyla uygulama safhasına girmiştir. Paris’te 1700 senesinden itibaren Cizvit kolejine, ekserisi Doğu’da sefaret ve konsoloshane tercümanlığında ve misyonerlikte kullanılacak olan Ermeniler alınmakta idi. 1721’den itibaren Ermeni talebe yerine, babaları doğuda bulunan Fransızların alınmasına başlandı. Bunlar tahsillerini tamamlamak ve pratiklerini artırmak için İstanbul’a gönderilmekte idiler.[8]
1734 yılında George Sale[9] (1697-1736) Kur’an’ınilk tam İngilizce tercümesini yapar. Tercümeye yazdığı önsözde İslam tarihi ve kültürü hakkında tarafsız değerlendirmeler yapar. Bu ona “yarı Müslüman” lakabı kazandırır. Fakat Sale de selefleri gibi Kur’an’a çelişkiler, müstehcen konuşmalar ve gülünç hikayeler kitabı olarak bakar. Sale’in çevirisi 1806 yılında Amerikada basılır. Bu Amerika’da basılan ilk İngilizce Kur’an tercümesi olur.[10]     
Avrupa’da Doğu’nun dilleri ve medeniyetleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için 1795’te Paris’te oryantalist Louis Langles (1763-1824)’in çabalarıyla Konvansiyon İdaresi tarafından Ecole des Langues Orientales Vivantes (Yaşayan Doğu Dilleri Okulu) kuruldu. Hareketin asıl büyük öncüsü, Modern İslam ve Arabiyat araştırmalarının kurucusu kabul edilen Sylvestre de Sacy[11] (1758-1838) idi. Arapça, Süryanice, Keldanice ve İbranice bilen Sacy 1811’den sonra Fransa’ya Doğu Dilleri tercümanları ve bilim adamları yetiştirmiştir. Fransa 1830’da Cezayir’i işgal ettiğinde, Cezayirlilere hitaben yazılan bildiriyi Arapça’ya tercüme eden de oydu.
Sacy, çalışmalarıyla çağının oryantalizminin öncüsü olmuş, Paris de oryantalist çalışmaların başkenti haline gelmiştir.[12]
Oryantalizmin çok eskilere uzanan bir tarihi olmasına rağmen, “orientalist” kavramı ilk defa 1779’da İngiltere’de, 1799’da da“orientaliste” Fransa’da kullanılmaya başlamış;”orientalisme” terimi 1838 tarihli Dictionnaire de l’Academie Française (Fransız Dil Akademisi sözlüğü)’de yer almıştır.[13]
Oryantalizm’in akademik bir disiplin olarak kurumsallaşması 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ve asıl olarak 19. yüzyılda gerçekleşmiştir.
Oryantalizm, 19. ve 20. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde hem Batı ülkelerinde, ham de İslam ülkelerinde oryantalist çalışmalara zemin oluşturan pek çok kuruluş devreye girmiştir. Müsteşriklerin ilk uluslararası kongresi 1873 yılında Paris’te toplanmış, böylece bu kurum daha organize hale gelmiştir. O zamandan beri de bu tür kongreler, yüzlerce oryantalistin katılımıyla düzenli olarak yapıla gelmektedir.
Oryantalistler, İslamiyet ve Arap araştırmaları alanında binlerce araştırma yapıp yayınlamışlardır. İslam araştırmaları yapan müsteşriklerin 1800 ile 1950 yılları arasında 60 bin civarında kitap yayınladıkları tahmin edilmektedir.[14]Bunların en mühimi İslam Ansiklopedisi’dir. Ayrıca Alman oryantalist Carl Brockelmann[15] (1956)‘ın, kısa adı GAL olan Geschichte der Arabischen Litteratür (Arapça Eserler Literatürü) isimli beş ciltlik eseri, Arapça olarak yazılmış İslami eserleri tanıtan değerli bir eserdir. Ayrıca Arent Jan Wensinck[16] (1939)’in Concordance et İndices de la Tradition Musulmans (Hadisler Dizini) isimli, hadislerin fihristini ihtiva eden sekiz ciltlik eseri, hala değerini koruyan önemli bir çalışmadır.[17]
Oryantalistler genellikle Yahudi veya Hıristiyan kökenli araştırmacılardır.  Oryantalistlerin incelediği İslami konuların en başında Kur’an-i Kerim yer almaktadır. Onların bu alanda çalışma yapmalarının sebeplerinden birisi de, kendi kutsal kitaplarının tarihi gelişiminin ve geçirdiği safhaların benzerinin, Kur’an için de geçerli olduğunu gösterme gayretidir.[18]
Oryantalistlerin Kur’an’la ilgili iddiaları genelde iki ana konu üzerinde yoğunlaşmıştır:
1)     Kur’an’ın kaynağı
2)     Kur’an Tarihi
Kur’an’ın kaynağı konusundaki iddiaları ile ilgili çalışmalarda Kur’an’i öğretiler ile Kitab-ı Mukaddes ve diğer kutsal kitapların öğretileri arasında karşılaştırmalarda bulunulur, Kur’an’ın, ona bağlı olarak da İslam’ın vahye dayalı olmadığı, Kur’an’i öğretilerin diğer kutsal kitaplardan aşırma olduğu iddiası işlenir. Charles Torrey’in The Jewish Foundation of Islam’ı (New York 1933), Clair Tisdall’ın The Sources of Islam’ı (London 1901) ve I. Jakob Erwin Rosenthal’in Judaism and Islam’ı (New York 1961) bu yöndeki çalışmalardan bazılarıdır. Yahudiliğe ait unsurların bizzat Kur’an’daki izlerini 20. yüzyılın ikinci yarısında Abraham Katsh Bakara ve Al-i İmran surelerini analiz ettiği Biblical and Talmudic Backgrounds of the Koran and Its Commertaries adlı çalışmasında ele alır. Katsh bu çalışmasında Kitab-ı Mukaddes ve Talmud’un Kur’an ve Kur’an yorumuna, yani tefsire olan etkileri üzerinde durur.
Diğer taraftan Richard Bell The Origin of Islam in its Chiristian Environment, (London 1926, 1968), Karl Ahrens ise Muhammad als Religionsstiffer (1935) adlı eserlerinde İslam’ın Hıristiyanlık’tan doğduğu düşüncesini işlemişler.
Oryantalistleri Kur’an’a kaynak aramaya sevk eden ana etken onların Kur’an’ı, Allah’ın bir vahyi olarak değil de Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bir eseri olarak görmeleridir. Nitekim Hammer’in “Biz Kur’an’ı bütünüyle Muhammed’in sözü olarak ele alıyoruz, nasıl ki Müslümanlar onu Allah’ın kelamı olarak ele alıyorlarsa” sözleri oryantalistlerin genel görüşünü ortaya koymaktadır. Bu anlayışların bir uzantısı olarak oryantalistler, Hz. Peygamber’e atıfta bulunurken çoğu durumda “the author of the Kur’an”, “the editor of the Kur’an” ifadelerini kullanmışlar.
Oryantalistlerin Kur’an tarihiyle ilgili iddialarında ise Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında vahiylerin tamamının yazıya aktarılamadığı, yazıya aktarılanların yalnızca hukuki karaktere sahip bölümler ile dua amacıyla kullanılan bölümler olduğu, Hz. Ömer’den sonra halife olan Hz. Osman’a değil de Hz. Hafsa’ya verilmesinden hareketle Hz. Ebu Bekir dönemindeki derlemenin “resmi bir derleme” değil “kişisel bir koleksiyon” vasfı taşıdığı, Kur’an’ın ilk toplama işinin Hz. Osman döneminde yapıldığı, kendisinden hoşlanılmayan Hz. Osman’ın bu imajını bertaraf etmek için Hz. Osman’ın yalnızca Hz. Ebu Bekir dönemindeki derlemeyi kitaplaştırıp çoğalttığı fikrini yaymak, Hz. Osman’ın istinsah faaliyetinin dini olmaktan ziyade politik olduğu vb. birçok iddia yer alır. Onlara göre vahyin yazıyla kayıt altına alınması en iyimser yaklaşımla Mekke döneminin sonlarına doğru başlamış olabilir, dolayısıyla da ilk dönemlere ilişkin ayetlerin yazıyla tespit edildiğini düşünmek imkansızdır. Hz. Peygamber’in mesajlarını sözlü olarak ilan ettiğini, onun döneminin son yılları hariç söz konusu mesajların yazıya aktarımının şansa bağlı bir durum olduğunu, yalnızca dua olarak kullanılmakta olan ayetler ile kesin hukuki karaktere sahip olan bazı bölümlerin yazıya aktarılmış olabileceğini iddia etmişler. Oryantalistler Hz. Osman’ın emriyle gerçekleştirilen resmi redaksiyonun Kur’an metniyle ilgili olarak hüküm süren belirsizlik sebebiyle yapıldığı, çünkü H. 30 yılı itibarıyla ortada resmi bir redaksiyonun olmadığını ileri sürmüşler. Bununla da yetinmemişler ve Hz. Ebu Bekir dönemindeki derlemenin tarihi gerçekliğinin bulunmadığını, farklı kesimlerin eleştirisine maruz kalmış olan Hz. Osman’ın halifeliği döneminde gerçekleştirilmiş olan istinsahın kabul görmesini sağlamak amacıyla kurgulandığını ve Kur’an’ın derlenmesi etkinliğini Hz. Peygamber’in vefatına mümkün en yakın tarihe kadar götürme amacıyla uydurulduğunu iddia etmişler. Hz. Ebu Bekir dönemindeki derlemeye sevk eden gelişme olan Yemame savaşında pek çok hafız sahabinin şehit düşmediğini, aksine onların sayısının çok az hatta iki kişi olduğunu, derleme faaliyetinde Zeyd b. Sabit’in etkin rol oynadığını, keyfi davranışlarda bulunduğu (Tevbe Suresi’nin son iki ayesini yalnızca Huzeyme b. Sabit’in şahidliğiile alması.), farklı dönemlere ait vahiyleri, muhtelif zamanlarda ve muhtelif kişilerden alarak aynı bölüm altında topladığını ve hatta Kur’an’ın Hz. Peygamber’in aktardığı metinleri içerip içermediğinin şüpheli olduğunu iddia etmişler. Hz. Osman dönemindeki istinsah faaliyetinin dini bir etkinlikten ziyade siyasi bir etkinlik olduğu, kurranın Kur’an bilgisi sayesinde elde ettikleri ayrıcalığı halifeye karşı yürütülen muhalefette kullanmaları, bu durumdan rahatsızlık duyan Halife Osman’ın istinsah faaliyetiyle kurranın sahip olduğu prestij ve gücün kaynağını ellerinden almayı hedeflemiş; hedefine ulaşmada tam başarı sağlayabilmek için de Mushafların istinsahıyla yetinmemiş, özel Mushafların imhasını da emretmiştir, bu ve benzeri bir çok iddia.[19]
            Kur’an tarihi alanında yapılmış ilk çalışmalardan birisi Gustav Weil’in[20] ilk baskısı 1844’te yapılan Historisch - kritsche Einleitung in den Koran (Kur’an tarihi-eleştirel giriş) (Leipzig 1848, 2. baskı) eseridir. Bu sahada yapılmış en önemli araştırmalardan birisi ise Theodor Nöldeke’nin[21]Geschichte des Qorans (Kur’an Tarihi) (Göttigen 1860) eseridir. Alana dair 19. yüzyılda yapılan en kapsamlı çalışma bu eserdir. Kitap Batılılar tarafından Kur’an tarihi çalışmaları açısından bir “kilometre taşı” mesabesinde kabul edilir. Bu eser daha sonraki Kur’an çalışmalarında oryantalistlerin başlıca kaynağı olmuşdur. Daha sonra eseri öğrencisi Friedrich Schwally (1863-1919) Nöldeke’nin kitabın ilk baskısına girmeyen notlarından da yararlanarak genişletti (Leipzig 1909, 1919). Gotthelf Bergstrasser (1886-1933) (Königsberg 1926, 1929) ve onun ölümünden sonra yardımcısı Otto Pretzl[22] (1893-1941) (Leipzig 1938) de eser üzerinde çalışmış ve eseri genişletmiştir. Kitabın son hali büyük bir cilt olarak George Tamer tarafından özenli bir çalışmayla Arapça’ya da çevrilmiştir (Beyrut 2004).[23]

Oryantalistlerin Kur’an’la ilgili çalışmalarını ise şöyle gruplandırabiliriz:
1.                  Kur’an’ı tercüme çalışmaları.
2.                  Kur’an tarihi ile ilgili çalışmalar. Bu tür çalışmalarda başlıca şu hususlar üzerinde durulmuştur:
a)      Kur’an’ın kaynağı. Kur’an vahiy mahsulü müdür, değil midir?
b)     Kur’an’ın sıhhati. Kur’an orijinal şekliyle günümüze kadar gelmiş midir?
3.                  Kıraatlerin mahiyeti.
4.                  Kur’an’ın muhtevası: Surelerin tertibi, bazı ayetlerin uygun yerlerde bulunup bulunmadığı, kıssaların kaynağı ve gerçekliği, huruf-i mukatta’a, nasih mensuh ve Kur’an’da söz konusu edilen daha birçok konu.
5.                  Mushafların tarihi ve muhtevasını anlatan eserlerle, bazı kıraat kitapları başta olmak üzere, bu alanda yazılmış başlıca yazma eserlerin neşri. Mesela İbn Ebi Davud es-Sicistani (316/928)’nin Kitabu’l Mesahif’i Arthur Jeffery[24] (Mısır-1936); İbn Haleveyh (370/980)’in Muhtasar fi Şevazzi’l-Kur’an’ı Gotthelf Bergstrasser (Kahire -1934); Dani (444/1053)’nin et-Teysir’i Otto Pretzl (İstanbul-1930); İbnü’l Cezeri (833/1429)’nin Ğayetü’n-Nihaye’si Gotthelf Bergstrasser tarafından yayınlanmıştır.[25]



DİPNOTLAR:


[1] Edward W. Said 1 Kasım 1935’te Batı Kudüs’te Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası varlıklı bir iş adamıydı. İsrail Devleti kurulunca ailesi ile birlikte 1947’de Filistin’den göçerek Kahire’ye yerleşti. E. Said önce Amerikan Okulu’nda okudu. 1951’de  Amerika Birleşik Devletleri’ne gelerek orta öğrenimini tamamladı. 1953-1957 yıllarında Princeton Üniversitesi’nde lisans, Harvard Üniversitesi’nde yüksek lisans (1960), İngiliz edebiyatı alanında doktora (1964) çalışması yaptı. Columbia Üniversitesi’nde 1963’te araştırmacı, 1965’te asistan, 1968’de doçent ve 1970’te profesör oldu. Bir çok üniversitede öğretim üyeliği yaptı. Lösemi hastalığına yakalanarak 23 Eylül 2003’te New York’ta öldü. İlk eseri Joseph Conrad and the Fiction of Autobiography (Harvard 1966), 2. Beginnings: Intention and Method (New York 1975). 1976’da bu kitabı Columbia Üniversitesi’nin “Lionel Trilling” ödülünü kazanmıştır. 3. The World, the Text, and the Critic (Cambridge 1983). Bu eser Haziran 1983’te Amerikan Mukayeseli Edebiyat Derneği’nin “Rene Wellek” ödülünü kazanmıştır. 4. Orientalism (New York 1978) vb.
[2]BULUT, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 14-15.
[3] ÇETİN, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar -Oryantalistlerin Görüşleri-,  Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 313, 320.
[4] BULUT, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 18-19.
[5]Guillaume Postel – Fransız şarkiyatçılığının kurucularındandır. Avranches’a bağlı Barenton yakınındaki Dolerio köyünde yoksul bir anne babadan doğdu ve onları küçük yaşta kaybetti. Parist’e Sainte-Barbe College’inde okudu. Grekçe, Latince, İbranice ve diğer semitik dilleri öğrendi. Fransa’nın 1535’te Osmanlı Devletine gönderdiği ilk daimi elçi olan Jean de la Forest’in maiyetinde yer aldı. İstanbul’da sokak Rumcası, Osmanlı Türkçesi, Arapça, Kıptice ve Ermenice öğrendi. 1538 yılında Linuarum duo decimc haracteribus differentium alphabetum (12 Dilde Alfabe: İbranice, Süryanice, Eski Keldanice, Samarraca, Arapça, Habeşçe, Rumca, Gürcüce, Sırpça/Boşnakça, İlirya Dili, Ermenice ve Latince) adlı kitabını yayımladı. 1538-1539’da Fransızca ilk Arapça Grameri olan Grammatica Arabica’yı yayımladı. Fransa’ya döndükten sonra College de France’de matematik, Grekçe ve İbranice profesörlüğüne getirildi. Bir ara Viyana Üniversitesi’nde de ders verdi. Geçirdiği bunalım sonucunda hocalığı bıraktı. 1555’te sapıklık suçlamasından hapse atıldı ve hapishanede 3 yıl yattı. Daha sonra Paris’te Saint Martin - des - Champs Manastırı’na kapatıldı ve orda öldü.
[6]Thomas Erpenius – Hollandalı şarkiyatçı ve semitisttir. Gorkum’da doğdu. Leiden Üniversitesi’nde ilahiyyat okudu. Hocalarının yönlendirmesiyle Arapça öğrenmek için önce İngiltere’ye sonra ise Fransa’ya gitti. Paris’te yaşayan Kıpti alimi Yusuf b. Ebu Zerkan ile de pratiğini geliştirdi. Arapça sarf ve nahiv ilimleri üzerine yazılmış klasik eserleri okudu. Arapça’nın Mağrib lehçesini de geliştirdi. 1612 yılında Hollanda’ya döndü ve Leiden Üniversitesi’nde yeni açılan Doğu Dilleri bölümüne Arapça hocası olarak atandı. Sami Dillerin mukayesesini yaptı. Kendi evinde kurduğu matbaada Arap literatürüne ait eserlerin neşrine çalıştı.
[7] BULUT, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 20-29.
[8]CERRAHOĞLU, İsmail, “Oryantalizm ve Batıda Kur’an ve Kur’an İlimleri Üzerine Araştırmalar”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt XXXI, Fakültenin kuruluşunun 40. yıl özel sayısı, yıl 1989, s. 102.
[9] George Sale – Kent’te doğdu. Babası Londra tacirlerindendi. Hukuk tahsili aldı ve kısa süre avukatlık yaptı. İlk Arapça öğrenimini papaz Süleyman es-Sadi’den aldı. İngiltere kralının mütercimi Suriyeli Hıristiyan Dadichi ile Arapçanın lehçeleri üzerine incelemeler yaptı. Sale, 1726-1734 yılları arasında Society for the Promoting Christian Knowledge’ın hazırlattığı İncil’in Arapça’ya çevrilmesi işine katıldı ve bu cemiyetin hukuk işlerini yürüttü. Bu arada Kur’an’ın İngilizce’ye tercümesi çalışmalarını sürdürdü. Arapça, Farsça ve Türkçe yazmalardan oluşan bir kütüphane kurdu. 13 Kasım 1736’da Londra’da öldü.
[10] KALIN, İbrahim, “Napolyon ile Ceberti Arasında Modern Döneme Girerken Oryantalizmin Yeni Yüzleri”, Uluslararası Oryantalizm Sempozyumu, 9-10 Aralık, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul 2007, 1. Baskı.
[11]Sylvestre de Sacy – 1758’de Paris’te doğdu. Fransada Arapça, İslam ve Yakın Doğu çalışmalarının öncüsü olmuştur. Arapça’nın dilbilgisi ve prozodik yapısını incelemiş, ayrıca Dürzilik, Doğu Tarihi, coğrafyası, yazıt ve sikkeleri üstüne de araştırmalar yapmıştır. Eski Mısır dilinin incelenmesine ve hiyerogliflerin çözülmesine de katkıda bulunmuştur. 1785’te Fransa Akademisi’nde eski yazıtlar ve edebiyat akademisyeni olmuştur. Daha sonra Fars dili profesörü, 1815’te Paris Üniversitesi’nin rektörü, 1828’den sonra da Ecole des langues orientales vivantes (Yaşayan Doğu Dilleri Okulu)’in yöneticisi oldu. Aynı yıl -ömrünün sonuna kadar- Fransa Yazma Eserler Akademisi’ne genel sekreter seçildi. O, Doğu’yu bir bilim alanı olarak tanımlayan kişidir.
[12] BULUT, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 20-29.
[13]RODİNSON, Maxime, “Oryantalizmin Doğuşu”, (trc. Yüksel, Ahmet Turan), Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 179.
[14] ÇETİN, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar -Oryantalistlerin Görüşleri-, Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 315-316.
[15] Carl Brockelmann – 1868’de Almanya Rostock’da doğdu. 20. Yüzyılın çok önemli Doğu bilimcisi. İbrani, Arami ve Süryani dillerini lisede, Yunanca, Latince, Arapça, Habeşçe, Türkçe, Sanskritçe ve Ermeniceyi üniversitede öğrendi. Sami dillerini mukayeseli inceledi. Aynı zamanda Türkiyat sahasında da çalışmalar yaptı.  1890’da doktor, 1893’te Breslav (bugün Polonya’da) Üniversitesi’nde doçent, 1900 senesinde de profesör oldu. Halle, Königsberg ve Berlin Üniversiteleri’nde dersler verdi. 1935’te üniversiteden ayrıldıysa da 1947’de yeniden Halle Üniversitesi’ne döndü. 1956’da öldü. Kitap, makale, tanıtma, tenkit ve benzeri çalışmalarının sayı 600’ü bulur.
[16]Arent Jan Wensinck – 1882’de Hollanda’da doğdu. Rahip olan babası gibi İbranice ve Süryanice’yi öğrendi. 1901’de kaydolduğu Utrecht Üniversitesi’nde bir yıl teoloji okuduktan sonra Sami dillerine yöneldi ve The Encyclopaedia of Islam’ın baş editörü Martinus Theodorus Houtsma ile çalıştı. 1904 yılından itibaren çalışmalarını Leiden Üniversitesi’nde sürdürdü. 1927’de bu üniversitenin Arapça bölümünün başkanlığına getirildi.
Wensinck muhtelif din ve kültürlerin İslam’ın teşekkülündeki izlerini tesbit etmek amacıyla mukayeseli araştırmalar yaptı. İslam’daki birçok fıkhi düzenlemenin Yahudi kaynaklarına dayandığını iddia etti. 1939’da Leiden’de öldü.
[17] ÇETİN, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar -Oryantalistlerin Görüşleri-, Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 317.
[18] ÇETİN, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar -Oryantalistlerin Görüşleri-, Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 325.
[19] MAŞALI, Mehmet Emin, Kur’an’ın Metin Yapısı –Mushaf Tarihi ve İmlası-, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara 2015, s. 105-114.
[20]Gustav Weil – 1808’de Almanya’nın Salzburg şehrinde doğdu. Yahudi bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarında İbranice, Fransızca ve Latince dersleri aldı. 12 yaşında haham olan dedesinden Talmud’u okudu. 1828’de Heidelberg Üniversitesi’ne kaydoldu. 1830’da eğitimine devam etmek için Paris’e gitti. Burada Arapça ve Süryanice öğrendi. Fransızlar’ın Cezayir’i işgal etmesi üzerine eğitimine ara verip Augsburger Allgemeine Zeitung gazetesinin muhabiri sıfatıyla Cezayir’e gitti. Ocak 1831’de Mısır’a geçip Kahire’de Mehmed Ali Paşa tarafından yeni açılan Ebû Za‘bel Tıp Medresesi’nde Fransızca öğretmenliğine başladı. Bu sırada Muhammed Ayyad et-Tantavi ve Ahmed et-Tunisi gibi hocalardan Arapça, Farsça ve Türkçe dersleri aldı. Almanya’ya döndükten sonra 1836’da Tübingen Üniversitesi’nden doktor ve hemen ardından Heidelberg Üniversitesi’nden doçent unvanlarını aldı. 1845’ten itibaren aynı üniversitede Doğu dilleri derslerine girdi. 1861 yılında Doğu dilleri profesörlüğüne tayin edildi. Böylece Heidelberg Üniversitesi tarihinde ilk defa Yahudi asıllı bir profesör kadroya alınmış oldu. 29 Ağustos 1889’da Almanya’nın Freiburg im Breisgau şehrinde öldü.
[21]Theodor Nöldeke – Sami dilleri ve İslam araştırmalarıyla ünlü Alman Doğu bilimci. 1836’da Almanya Hamburg’da doğdu. Çeşitli akademik görevlerde bulunduktan sonra Strasbourg Üniversiteri’nde Doğu Dilleri profesörü (1872-1906) oldu. Kur’an Tarihi üzerine çalışmalar yaptı. Sami Dilleri ile birlikte Türkoloji ve İranistik ile de ilgilenmiştir. Nöldeke dil ve edebiyat tarihi ile ilgili çalışmalarının yanı sıra sık sık İslam tarihinin problemleriyle de ilgilenmiştir. Geschichte der Perserund Araberzur Zeit der Sasaniden (1879; Sasani Dönemine Değin Perslerin ve Arapların Tarihi) adlı çalışmasıyla et-Taberi'nin Arapça vakayinamesini Almancaya aktardı. Genel okur kitlesine yönelik yapıtları arasında Orientalische Skizzen (1892, Doğu'dan Çizgiler) ve Das Leben Mohammeds (1863; Muhammed'in Yaşam öyküsü) sayılabilir.
[22]Otto Pretzl – 1893’te Almanya’nın Bayvera eyaletinde doğdu. Münih Üniversitesi’nden mezun oldu. Lisansüstü çalışmalarını Kitab-ı Mukaddes üzerine yaptı. Akkadca, Habeşcee, İbranice, Süryanice, Mısır Arapça’sı ve Kıptice, Farsça ve Türkçe öğrendi. Ortadoğu ve Afrika’da pek çok Arap ülkesine seyahatler yaptı, buralarda Kur’an tarihi, kıraat vb. konulara dair yazma eserler, mikrofilmler ve fotoğraflar elde etti. Pretzl, 1933 yılında Münih Üniversitesi’ne Sami dilleri ve şarkiyat hocası olarak tayin edildi. 1935’te Bergstrasser’in yerine kürsü başkanı oldu. Aynı zamanda Bavyera Bilimler Akademisi üyesi seçildi. Ardından Kur’an tarihi ve kıraat üzerindeki çalışmalarını daha da yoğunlaştırdı. Hocasının ölümünden (1933) sonra onun tarafından başlatılmış olan eserlerin neşri çalışmalarını üstlendi. II. Dünya Savaşı çıkınca 1939 yılı sonunda orduya katıldı. 28 Ekim 1941’de içinde bulunduğu uçağın Sivastopol’da düşmesi üzerine öldü.
[23]BİRIŞIK, Abdulhamit, Kıraat İlmi ve Tarihi, Emin Yayınları, 2. Baskı, Bursa 2014, s. 167-168.
[24] Arthur Jeffery – 1893’te Avustralya Melbourne’da doğdu. Melbourne Üniversitesi Doğu Dilleri bölümünden mezun oldu. Kısa bir süre Hindistan’daki bir misyoner okulunda öğretmenlik yaptı. 1921 yılında Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’ne şarkiyat hocası olarak davet aldı. Mısırdaki alimlerle tanışarak kıraat ilmiyle ilgili çalışmalarını derinleştirdi. 1929’da Edinburgh Üniversitesi’nden (İngiltere) doktor unvanı aldı. 1938’de Amerika Birleşik Devletleri’ne geçip Columbia Üniversitesi’nin (New York) Yakın ve Ortadoğu Dilleri Bölümü’ne başkan oldu; aynı zamanda bir ilâhiyat okulunda (Union Theological Seminary) dinler tarihi dersleri verdi. Bir taraftan da Alman şarkiyatçısı Gotthelf Bergstrasser’in başlattığı ve ölümü üzerine Otto Pretzl’in sürdürdüğü Münih’teki Kur’an arşivi projesine katkıda bulundu. Ancak Pretzl’in II. Dünya Savaşı’nda öldürülüp arşivin tahrip edilmesi yüzünden büyük ümitlerle gerçekleşmesini beklediği bu önemli proje sonuçsuz kaldı. Ömrünün son yıllarında telif çalışmalarına ağırlık veren Jeffery 2 Ağustos 1959’da Nova Scotia’daki (Kanada) yazlığında öldü.
[25]ÇETİN, Abdurrahman, Kur’an-ı Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar -Oryantalistlerin Görüşleri-, Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 317-318.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

YASAL UYARI: İçeriklerin bütünü veya bir kısmının kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır!!!