20 Ocak 2016 Çarşamba

Kıraatlere Yönelik Oryantalist Yaklaşımlar.

Khayala Aliyeva
editor@turkata.com


Kur'an ilimlerinin en problemli konularından biri de kıraatlerdir. Bu konuda birçok çalışma yapılmış, değişik açılardan farklı yorumlar getirilmiştir.Bu konudaki görüş ayrılığını kullanan
oryantalistler de kıraatlerle ilgili farklı iddialar ortaya koymuşlar. Biz bu makalemizde oryantalizmle ilgili kısa bir bilgi verdikten sonra özellikle Prof.Dr.Abdurrahman Çetin’in Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf Ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri- isimli kitabını kullanarak[2] oryantalistlerin kıraatlerle ilgili görüşlerine değineceğiz.
Oryantalizm ve oryantalist kelimeleri; “doğu, şark” anlamına gelen “orient” kelimesinden türemiştir.Doğu dillerini bilen uzmanı, Doğulu toplumların gelenekleri, görenekleri ve coğrafyaları hakkında bilgi sahibi akademisyeni ya da Doğulu toplumları resmeden ressamı tanımlamak için oryantalist sözcüğü kullanılsada, Oryantalizmi, genellikle, masum bir akademik merak saikiyle oluşturulmuş bir araştırma disiplini olarak değerlendiren bu türlü yaklaşımların dışında, Hıristiyan misyonerliği ve Avrupalı sömürgecilikle iş birliği içerisinde değerlendiren yaklaşımlar da mevcuttur. Edward W. Said Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu isimli kitabında oryantalizm hakkında: “Oryantalizm Şark ile uğraşan toplu müessesedir; yani Şark hakkında hükümlerde bulunur, Şark hakkındaki kanaatleri onayından geçirir, Şarkı tasvir eder, tedris eder, iskan eder, yönetir; kısacası ‘Doğu’ya hakim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için’ Batı’nın bulduğu bir yoldur.” demiştir.
Dünyanın Doğu’su ile Batı’sı arasındaki sınırın nereden başlayıp nerede bittiğinin cevabı çok net değildir. Bir görüşe göre “Asya”, “asu” (doğu) ve “Avrupa”, “ereb” (batı) kelimelerinden türemiştir. 7. yüzyılın ortalarından itibaren Doğu’nun büyük bir kısmının Müslümanların eline geçmesiyle bu kavram yeni bir şekil almıştır. 1096-1291 yılları arasında dokuz defa gerçekleşen Haçlı seferleri zamanında ise, Doğu denince daha ziyade İslam Dünyası anlaşılmıştır. Türkler Anadolu ve Balkanlar üzerinde hakimiyet kurduktan sonra Osmanlı İmparatorluğu da Doğu kavramının kapsamına girdi.[3]
Oryantalizmin temeli “biz-onlar” ayrımına dayanır. Oryantalizmin inceleme alanı her ne kadar Bütün Doğu’yu kapsıyor gibi görünse de, Edward Said’in de dediği gibi gerçekte İslam’ı, İslam tarih ve coğrafyasını konu edindiği, oryantalistlerin ortaya koyduğu çalışmalardan anlaşılmaktadır.
İslam’a yönelik pek çok oryantalist araştırmanın arka planında; Müslümanların “değerleri” hakkında şüphe uyandırmak, İslamiyet’i asılsız veya yetersiz gösterip, Batı’nın üstünlüğünü zihinlere yerleştirmek, kendi toplumlarını İslam’ın etkisinden uzak tutmak, İslam ve Müslümanlar aleyhine ortaya koydukları bilgi ve düşünceleri ülkelerinde yaymak suretiyle, İslam’ın özenilecek, benimsenecek bir din olmadığını, kendi dinlerinin daha üstün ve kendilerine yeterli olduğunu, kendi halklarına telkin etmektir.[4]
Batı’nın İslamiyet üzerindeki gerçek akademik çalışmaları, 12. yüzyılın ortalarından itibaren ve ilk iş olarak da Kur’an-i Kerim’i tercüme etmekle başlamıştır.  Bu çalışmaları Cluny Başrahibi Pierre le Venerable (1156)-İspanya kralı tarafından İspanya’ya davet edilmiş bir Fransız olan Muhterem Peter- başlatmış; kurduğu bir ekibi, “İslam’a yapılacak entelektüel savaş için ilmi temel oluşturacak bir dizi çalışma” yapmakla görevlendirmiştir. Bu çalışmanın ilk ürünü de, Kur’an’ın 1143 yılında tamamlanan Latince çevirisi olmuştur. Heyet hem de birçok Arapça metni de tercüme etmiştir. Daha çok polemik amaçlar güden parçalar yazılmış ve hiçbir tefsir yapılmamıştı. Pek çok hatasının bulunmasına karşın bu Kur’an tercümesi İslam araştırmalarında bir dönüm noktası olmuştur. 1698’de İtalyan LudovicoMarraci’nin yaptığı tercümeye kadar Avrupa dillerindeki diğer tercümelere kaynaklık eden bu eserle birlikte Batı dünyası, ilk defa ciddi bir İslam araştırması için malzemeye ve araca sahip oluyordu.[5]
Haçlı Seferleri sonrası Avrupa’daki bütün mücadele ve amaç savaşla yada savaşsız İslam’ın inanç ilkelerini çürütmekti. Bu nedenle İslam’ı daha derinden tanımak, bunun için de dil bilmek gerekliydi. Bacon, Lull ve başka kilise mensuplarının 1250’lerden beri sınırlı fakat ısrarlı bir biçimde talep ettikleri dil okulları, 1312’de ani bir kararla Viyana Konsülü’nde Batı kilisesinin resmi politikası haline geldi. Bu karara göre Paris, Oxford, Bologna, Avignon, Roman Curia ve Salamanca’da Arapça, Grekçe, İbranice ve Süryanice kürsüleri kurulacaktı. Bu dönemde, ilk dönemin İslam’a karşı saldırgan tutumuna geri dönüldüğü görülür. İslam’ın çürütülmesi için Kur’an-i Kerimin incelenmesi gerektiğini düşünen ve bunun için de sağlıklı bir Kur’an tercümesine ihtiyaç duyan Kardinal John Segovia (1400-1458) da bu uğurda bir çok çalışma yapmıştır.
16. yüzyılda Doğu’yu gezen seyyah ve misyonerlerin sayında artış gözlemlenir. Bunun nedeni siyaset ve ticaret idi. Bu dönemde İslam’la ilgilenme sistematik bir karalama özelliği göstermez. Bu şartlar altında Avrupa’da ilk Arapça kürsüsü Paris’te College de France’da 1539 yılında GuillaumePostel[6] (1510-1581) adına kurulmuştur. O Müslüman Doğu’nun sosyal yapısı, dini ve dili üzerine çalışmış ve eserler vermiştir.
17.yüzyılda Hollanda Doğu çalışmalarında lider bir konum kazanmıştı. 1613’te LeidenÜniversitesi'nde Arapça kürsüsü oluşturuldu ve başına Thomas Erpenius[7] (vanErpe, 1584-1624) getirildi. Erpenius Klasik Arapça üzerine Avrupa’da kaleme alınmış ilk bilimsel metotlu gramer kitabı sayılan ve Arapça eğitiminde iki yüzyıl süreyle Batılı araştırmacıların yegane müracaat kaynağı olan GrammaticaArabica (1613)eserini kaleme aldı.
Aydınlanma Çağı (17.-18. yüzyıllar)’nda Doğu’ya bakış, Orta Çağlar kadar düşmanca olmasada İslam’a yöneltilen eleştiriler hala devam ediyordu.
Avrupa’da Doğu’nun dilleri ve medeniyetleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için 1795’te Paris’te oryantalist Louis Langles (1763-1824)’in çabalarıyla Konvansiyon İdaresi tarafından Ecoledeslanguesorientalesvivantes (Yaşayan Doğu Dilleri Okulu) kuruldu. Hareketin asıl büyük öncüsü, Modern İslam ve Arabiyat araştırmalarının kurucusu kabul edilen Sylvestre de Sacy[8] (1758-1838) idi. Arapça, Süryanice, Keldanice ve İbranice bilen Sacy 1811’den sonra Fransa’ya Doğu Dilleri tercümanları ve bilim adamları yetiştirmiştir. Fransa 1830’da Cezayir’i işgal ettiğinde, Cezayirlilere hitaben yazılan bildiriyi Arapça’ya tercüme eden de oydu.
Sacy, çalışmalarıyla çağının oryantalizminin öncüsü olmuş, Paris de oryantalist çalışmaların başkenti haline gelmiştir.[9]
Oryantalizmin çok eskilere uzanan bir tarihi olmasına rağmen, “orientalist” kavramı ilk defa 1779’da İngiltere’de, 1799’da da“orientaliste” Fransa’da kullanılmaya başlamış;”orientalisme” terimi1838 tarihli Dictionnaire de l’AcademieFrançaise (Fransız Dil Akademisi sözlüğü)’de yer almıştır.[10]
Oryantalizm’in akademik bir disiplin olarak kurumsallaşması 18.yüzyılın son çeyreğinden itibaren ve asıl olarak 19.yüzyılda gerçekleşmiştir.
Oryantalizm, 19. ve 20. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde hem Batı ülkelerinde, ham de İslam ülkelerinde oryantalist çalışmalara zemin oluşturan pek çok kuruluş devreye girmiştir. Müsteşriklerin ilk uluslararası kongresi 1873 yılında Paris’te toplanmış, böylece bu kurum daha organize hale gelmiştir. O zamandan beri de bu tür kongreler, yüzlerce oryantalistin katılımıyla düzenli olarak yapılagelmektedir.
Oryantalistler, İslamiyet ve Arap araştırmaları alanında binlerce araştırma yapıp yayınlamışlardır.İslam araştırmaları yapan müsteşriklerin 1800 ile 1950  yılları arasında 60 bin civarında kitap yayınladıkları tahmin edilmektedir.[11]Bunların en mühimi İslam Ansiklopedisi’dir. Ayrıca Alman oryantalist Carl Brockelmann[12] (1868-1956)‘ın, kısa adı GAL olan Geschichte der ArabischenLitteratür (Arapça Eserler Literatürü)isimli beş ciltlik eseri, Arapça olarak yazılmış İslami eserleri tanıtan değerli bir eserdir. Ayrıca Arent Jan Wensinck[13] (1882-1939)’in Concordance et İndices de la TraditionMusulmans (Hadisler Dizini) isimli, hadislerin fihristini ihtiva eden sekiz ciltlik eseri, hala değerini koruyan önemli bir çalışmadır.[14]
Oryantalistler genellikle Yahudi veya Hıristiyan kökenli araştırmacılardır.  Oryantalistlerin incelediği İslami konuların en başında Kur’an-i Kerim yer almaktadır. Onların bu alanda çalışma yapmalarının sebeplerinden birisi de, kendi kutsal kitaplarının tarihi gelişiminin ve geçirdiği safhaların benzerinin, Kur’an için de geçerli olduğunu gösterme gayretidir.[15]
Oryantalistlerin Kur’an’la ilgili iddiaları genelde iki ana konu üzerinde yoğunlaşmıştır:
1)     Kur’an’ın kaynağı
2)     Kur’an Tarihi
Kur’an’ın kaynağı konusundaki iddiaları ile ilgili çalışmalarda Kur’an’i öğretiler ile Kitab-ı Mukaddes ve diğer kutsal kitapların öğretileri arasında karşılaştırmalarda bulunulur, Kur’an’ın, ona bağlı olarak da İslam’ın vahye dayalı olmadığı, Kur’an’i öğretilerin diğer kutsal kitaplardan aşırma olduğu iddiası işlenir. Richard Bell’inTheOrigin of Islam in itsChiristianEnvironment’i, (London 1926, 1968), Charles Torrey’inTheJewish Foundation of Islam’ı (New York 1933), ClairTisdall’ınTheSources of Islam’ı (London 1901) ve I. JakobErwinRosenthal’inJudaismandIslam’ı (New York 1961) bu yöndeki çalışmalardan bazılarıdır.
Oryantalistlerin Kur’an tarihiyle ilgili iddialarında ise Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında vahiylerin tamamının yazıya aktarılamadığı, yazıya aktarılanların yalnızca hukuki karaktere sahip bölümler ile dua amacıyla kullanılan bölümler olduğu, Mushaf’ın Hz. Ömer’den sonra halife olan Hz. Osman’a değil de Hz. Hafsa’ya verilmesinden hareketle Hz. Ebu Bekir dönemindeki derlemenin “resmi bir derleme” değil “kişisel bir koleksiyon” vasfı taşıdığı, Kur’an’ın ilk toplama işinin Hz. Osman döneminde yapıldığı, kendisinden hoşlanılmayan Hz. Osman’ın bu imajını bertaraf etmek için Hz. Osman’ın yalnızca Hz. Ebu Bekirdönemindeki derlemeyi kitaplaştırıp çoğalttığı fikrini yaymak, Hz. Osman’ın istinsah faaliyetinin dini olmaktan ziyade politik olduğu vb. birçok iddia yer alır.[16] Kur’an tarihi alanında yapılmış ilk çalışmalardan birisi GustavWeil’in[17] ilk baskısı 1844’te yapılan Historisch-kritscheEinleitung in den Koran (Kur’an tarihi-eleştirel giriş) (Leipzig 1848, 2. baskı) eseridir. Bu sahada yapılmış en önemli araştırmalardan birisi ise TheodorNöldeke’nin[18]GeschichtedesQorans (Kur’an Tarihi)(Göttigen 1860) eseridir. Alana dair 19. yüzyılda yapılan en kapsamlı çalışma bu eserdir. Kitap Batılılar tarafından Kur’an tarihi çalışmaları açısından bir “kilometre taşı” mesabesinde kabul edilir.Bu eser daha sonraki Kur’an çalışmalarında oryantalistlerin başlıca kaynağı oldu. Daha sonra eseri öğrencisi FriedrichSchwally (1863-1919) Nöldeke’nin kitabın ilk baskısına girmeyen notlarından da yararlanarak genişletti (Leipzig 1909, 1919).GotthelfBergstrasser (1886-1933) (Königsberg 1926, 1929) ve onun ölümünden sonra yardımcısı OttoPretzl[19] (1893-1941) (Leipzig 1938) de eser üzerinde çalışmış ve eseri genişletmiştir. Kitabın son hali büyük bir cilt olarak George Tamer tarafından özenli bir çalışmayla Arapça’ya da çevrilmiştir (Beyrut 2004).[20]

Oryantalistlerin Kur’an’la ilgili çalışmalarını ise şöyle gruplandırabiliriz:
1.      Kur’an’ı tercüme çalışmaları.
2.      Kur’an tarihi ile ilgili çalışmalar. Bu tür çalışmalarda başlıca şu hususlar üzerinde durulmuştur:
a)                 Kur’an’ın kaynağı. Kur’an vahiy mahsulü müdür, değil midir?
b)                 Kur’an’ın sıhhati. Kur’an orijinal şekliyle günümüze kadar gelmiş midir?
c)                 Kıraatlerin mahiyeti.
3.      Kur’an’ın muhtevası: Surelerin tertibi, bazı ayetlerin uygun yerlerde bulunup bulunmadığı, kıssaların kaynağı ve gerçekliği, huruf-i mukatta’a, nasihmensuh ve Kur’an’da söz konusu edilen daha bir çok konu.
4.      Mushafların tarihi ve muhtevasını anlatan eserlerle, bazı kıraat kitapları başta olmak üzere, bu alanda yazılmış başlıca yazma eserlerin neşri. Mesela İbnEbi Davud es-Sicistani (316/928)’nin“Kitabu’lMesahif”i Arthur Jeffery[21] (Mısır-1936);İbnHaleveyh (370/980)’in “Muhtasar fi Şevazzi’l-Kuran”ıGotthelfBergstrasser (Kahire -1934); Dani (444/1053)’nin“et-Teysir”iOttoPretzl (İstanbul-1930); İbnü’lCezeri (833/1429)’nin“Ğayetü’n-Nihaye”siGotthelfBergstrasser tarafından yayınlanmıştır.[22]

Oryantalistlerin Kıraatlerle İlgili Görüşleri:
Kur’an konusunda istismar edilen hususlardan birisi de kıraatlerdir. Bazı oryantalistler, Yedi Harf ruhsatına bağlı olarak gerçekleşen kıraatlerin içtihadi olduğunu ve mana ile kıraatin caiz görüldüğünü isbata çalışarak, Kur’an metninde bir takım değişikliklerin olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Müsteşriklerin kıraatler konusunda temel dayanakları IgnazGoldziher’in[23] (1850-1921) görüşleridir. Aşağıda görüşlerinden örnekler vereceğimiz bazı oryantalistler de onun görüşlerini desteklemişlerdir.
Ünlü Alman oryantalist TheodorNöldeke (1836-1930) kıraatler konusunda şu görüşü benimsemiştir: eski Arap alfabesi eksik ve kusurlu idi; kısa ünlülere sahip olmadığı gibi, kısmen bazı uzun ünlülere de sahip değildi. Çok sayıda sessiz harf aynı işaretle belirtilmekteydi. Farklı usullerle telaffuza imkan tanıyan çok sayıda kelime de söz konusu idi; telaffuzun / seslendirmenin şüpheli olduğu çok sayıda örnek vardı.
İslam Ansiklopedisi”ne “Kur’an” maddesini yazan Danimarkalı şarkiyatçı FrantzBuhl[24] (1850-1932) kıraatler konusunda şu görüşü benimsemiştir: Kıraat farklılıklarının sebeplerinden biri Arap yazısının yetersizliğidir. Bu yazıda okunuş okuyucuya bırakılmıştır (böylece, başkaları arasında, fiilin malum veya mechul şekilde okunuşunun tercihi). Türlü sessiz harfler tek bir işaretle gösteriliyordu ve harflerin başta ve ortada yazılışları birbirine benziyordu. Bu suretle birçok farklar hasıl oldu ve büyük bir serbestiye alışıldı; o derecede ki, kelimenin yerine müteradiflerini koymaktan veya küçük açıklayıcı kelimeler ilavesinden korkulmuyordu. Mevcut bütün malumat kaynaklarından istifade ederek, Kur’an’ın gerçek bir tenkitli neşrini yapmak, yeni ilme düşen bir vazifedir.
AlphonseMingana (1878-1937)de kıraatlerden bir kısmı, üstlerine ve altlarına konan noktalar aracılığıyla birbirinden ayırt edilebilen harflere sahip Arap yazısının kusurlu karakterinden kaynaklanmaktadır. Eski Mushaf yazmaları noktasız olduğu için, belli bir şehre mensup kıraat alimleri, çoğu zaman, kelimeyi bir başka şehre mensup kıraat alimleri tarafından benimsenen harflerden farklı harflerle okumuşlardır. Bazı kıraat farklılıkları da Mushaf’ın yazım şeklinin neticesidir.
İngiliz şarkiyatçı AlferdGuillaume[25] (1965) ise; “Kur’an’ın üslubu, Muhammed’in harikulade gelişmiş konuşma kudretini aksettirir. O kadar ki, Hıristiyan Araplar bana, Kur’an’ın dilindeki güzelliğinin tesirini derinden hissettiklerini söylemişlerdi. Fakat bu kitap bile gramer hataları ve bizzat Allah tarafından söylenen bir kitaba uygun düşmeyen değişik kıraatleri ihtiva etmektedir. Bu değişiklikler, Hıristiyan Kitab-ı Mukaddes’indeki metin değişiklikleri gibi az ehemiyetlidir. Fakat tek bir tane dahi olsa yanlışsızlık hususundaki iddiaları çürütmeye kafi gelebilir.”demiştir.
Yukarıda birkaç örnekle, müsteşriklerin kıraatler hakkındaki görüşlerini özetlemeye çalıştık. Şimdi de hepsinin temel dayanağı olanIgnazGoldziher’in görüşlerine bakalım. Kur’an, Kıraatler ve Tefsir alanında yapılmış önemli bir çalışma IgnazGoldziher (1921)’in “DieRichtungen der İslamischenKoranauslegung[26] (İslam Tefsir ekolleri)” (Leiden-1920, 1952, 1970) isimli eseridir. Onun bu eserinde yer alan bazı görüş ve iddiaları şunlardır:
a)      GoldziherKur’an metninin sübutunun tartışmalı olduğunu iddia etmiş ve kitabının bir bölümünü bunu isbat etmeye ayırmıştır. Onun üzerinde durduğu en önemli konu da kıraatlerdir. Kur’an’ın okunması konusunda Müslümanların serbest bırakıldığı, bunun sonucu olarak da herkesin istediği şekil ve tarzda Kur’an’ı okuyabildiği, dolayısıyla kıraatler yoluyla Kur’an’ın tahrif edilmiş olabileceği izlenimini vermek istemiştir.
Yedi Harfle ilgili hadislere dikkat edildiğinde onun iddia ettiği gibi Kur’an’ın her kesin istediği gibi okuyabileceği sonucuna ulaşılmaz; aksine kıraatlerin Peygamberimizin öğretmesi şartına bağlı olduğu anlaşılır. Çünkü bunların tamamında, ihtilafa taraf olan her sahabi, okuduğu kıraati Rasulüllah’tan öğrendiğini ifade etmiştir. On Kıraat arasında nakledilen kıraatlerin hepsi de sahabe kanalıyla Peygamberimize ulaşan rivayetlerdir ve kıraatlerle ilgili rivayetlerin, yalnızca sahih olanlarına güvenilmiş, mütevatir seviyesine ulaşamamış rivayetlere itibar edilmemiştir. Bu hassasiyet, Peygamberimiz zamanından günümüze kadar titizlikle muhafaza edilmiştir.
b)     Goldziher: Üçüncü halife Hz.Osman’ın Kur’an’ı istinsah ettirmesi, -onun tabiriyle- “yazıya dökme işlemi, kıraatleri teke indirmek maksadıyla yapılmış; fakat bunda başarılı olunamamıştır.” Demiştir.
Goldziher’in burada iki hatası vardır:
Birincisi: Kur’an-i Kerim’in Hz. Osman zamanında yazıya geçirilmesidir. Kur’an-i Kerim Peygamberimiz zamanında tamamen yazıya geçirilmiş, onun vefatından bir sene sonra Hz. Ebu Bekir zamanında bir kitap halinde bir araya getirilmiş ve Hz. Osman zamanında da bu asıl nüshadan birkaç nüsha daha yazılarak belirli merkezlere gönderilmiştir.
İkincisi ise: Hz. Osman’ın kıraatleri bire indirmek gayesiyle Kur’an’ı istinsah ettirdiği iddiasıdır. Oysa Hz. Osman’ın Kur’an’ı istinsah ederken gayesi sahih olmayan veya tefsir kabilinden ziyade edilmiş bir takım rivayetleri Mushaf dışında bırakarak, olabilecek ihtilafları önlemek ve Müslümanları güvenle okuyabilecekleri Mushaflara sahip kılmaktı. Yani Hz.Osman’ın kıraatleri bire indirmek gibi bir gayesi yoktu.
c)      Goldziher’e göre Kıraat farklılıklarının ortaya çıkmasına sebep olan en büyük etken Arap yazısının özelliğidir. Bu yazıda birbirine benzer harflerde ayırt edici noktaların konulmaması ve kelimelerin harekelenmemiş olması, farklı kıraatleri ortaya çıkaran en önemli iki etkendir.O bu iki “gerçeği” açıklamak için birkaç örnek de vermiştir:
Araf suresinin 7/48. ayetini sonunda yer alanتستكبرونlafzınınتستكثرونşeklinde, Bakara suresinin 2/54.ayetinde yer alan فاقتلوا lafzının فاقىلوا şeklinde, Tevbe suresinin 9/114. ayetinde yer alan وعدها اىاه kelimesinin اباه şeklinde okunduğunu iddia etmiştir.
Oysa On Kıraat arasında böyle rivayetler yoktur. Üstelik bu, şaz kıraatler arasında bile yer almamaktadır. Hem de aynı imlayı taşıyan fakat noktasız yazılmış bulunan bütün kelimelerin mutlaka birden fazla kıraatinin bulunması gerekirdi ki böyle kelimelerin bazılarında ittifak, bazılarında ise ihtilaf vardır. Bu ihtilaf ise, yazıdan kaynaklanmamış, Hz. Peygamber’e ulaşan isnatla o şekilde öğrenildiği için öyle okunmuştur.Örneğin Kur’an-i Kerim’deوماىفعلوامن خير lafzını ihtiva eden dört ayet vardır. Bunların üçü (Bakara 2/197, 215, Nisa 4/127) ittifakla “ta” ile; birisi (Alü İmran 3/115) ise Hafs, Hamze, Kisai ve Halefü’lAşir tarafından “ya” ile, diğerleri tarafından “ta” ile okunmuştur. Eğer yazıda nokta bulunmadığı için farklı okunsaydı hepsinde de ihtilaf olması gerekmez miydi?
Bununla birlikte Hz. Osman’ın Mushaf’ı istinsah ettirmesinin sebebi bazı bölgelerde görülen kıraat ihtilaflarıdır. Yani anlaşılacağı üzere kıraat farklılıklarının sebebi Mushafların noktasız ve harekesiz yazılmış olması değildir; çünkü kıraat farklılıkları bu Mushaflardan önce de mevcuttu.Hz.Osman Mushaflarına, bütün sahih kıraatleri ihtiva etmesi için nokta ve hareke konulmamıştı. Bu bakımdan, kıraat ihtilafları yazıdan kaynaklanmamaktadır; nakle dayandığı için, her Kıraat İmamı veya ravi’si kendisine ulaşan şekilde okumaktadır. Noktalar da Arap yazısında önceden biliniyordu.[27]
d)     Goldziher kıraatler arasında çelişki bulunduğu ve birbirine zıt manalar ortaya çıktığını iddia etmiştir.
Bunu isbat etmek için verdiği örneklerin üçü de mütevatir kıraatler arasında bulunmamaktadır. Örneğin: Saffat Suresini 37/46بىضاء لدة للشاربين ayetini Abdullah b. Mesudun صفراء şeklinde[28] okuduğunu iddia etmiştir. Anlam olarak böyle bir okunuş doğru olsa da mütevatir nakille gelmediği için bu kıraat sahih değildir.
Yazar kitabında On Kıraat arasında sahih olmayan böyle misalleri verdikten sonra bunların “çelişki” olduğunu iddia ediyor ki, sahih kabul edilmemiş kıraatler üzerine bina ederek ulaştığı bu hükmü elbette ciddiye alınmaz. Ve kıraatlerin ortaya çıkardığı manalar arasında herhangi bir çelişki ve tutarsızlık bulunmamaktadır.
e)      Ona göre müstensih hatalarından kaynaklanan kıraatler de vardır. Bu konuda  Nisa 4/162’de geçen والمقيمين kelimesi üzerinde durur.
Hz.Osman’dan ve Hz.Aişe’den gelen bazı rivayetlerde onların bunu “katip hatası” olarak değerlendirdikleri bildirilir. Rivayete göre Mushaflar yazıldıktan sonra Hz.Osman’a sunulmuş. Hz.Osman bazı hatalar (harfler) görmüş ise de: “Onları oldukları gibi bırakın; Araplar onları dilleriyle düzeltecektir. Eğer katipSakif’ten, yazdıran da Huzeyl’den olsaydı, bunlar bulunmazdı” demiştir. Ancak bu haber senet yönünden zayıftır.[29] İçerik yönünden de doğru olamaz. Çünkü istinsah işinin baş sorumlusu ve heyeti kuran, katipleri seçen Hz. Osman’dır. Katiplerden şikayetçi olması ve Mushaf’ta hata görerek susması ne kadar inandırıcı olabilir?
Diğer rivayette ise Hz. Aişe’ye Nisa suresi 4/162’deki والمقيمين, Maide suresi 5/69’daki والصابؤن ve Taha suresi 20/63’deki ان هدان lafızlarında hata olup olmadığı sorulmuş. O da “Bu katiplerin işidir; Kur’an’ı yazarken hata etmişlerdir” demiştir. Fakat bu haberlerde geçen “lahn” kelimesi “okunuş hatası” değil “lügat, lehçe” anlamındadır. Hz. Osman ve Hz. Aişe gibi önde gelen sahabilerin Mushaf’ta hata görüp susmaları da mümkün değildir.
f)      Goldziherbazı bilgileri birbirine karıştırarak, yanlış yorumlayarak ve yine bir takım zayıf rivayetlere dayanarak mana ile kıraatin (el-kıraabi’l-ma’na) caiz görüldüğünü iddia etmiştir.
Bu iddiasını isbat etmek için bazı bilgileri birbirine karıştırmış, yanlış yorumlamış ve yine bir takım zayıf rivayetlere dayanmıştır. Hz. Peygamber’in “Ey Ömer! Rahmet ayetini azab, azab ayetini de rahmet kılmadıkça, Kur’an’ın (bu okunuşlarının) hepsi dedoğrudur”[30] anlamındaki hadisini Hz. Ömer’in sözü olarak nakleden yazar, bu rivayeti gerekçe göstererek; kelimelerin manasında esaslı bir ihtilaf olmadığı sürece ve sahabeye dayandırmak kaydıyla, belli bir kıraati gözetmeden, manaya uygun kıraatin caiz görüldüğünü iddia etmektedir. Oysa bu hadis; “manasını ters yüz etmedikçe, Kur’an’ı istediğiniz gibi okuyabilirsiniz” anlamına gelmez. Kur’an Yedi Harf üzerine indirildiği için öğretilen kıraatlerden birisi ile okumak yeterlidir.
Öte yandan, ilgili rivayetler incelendiğinde, ortaya çıkan kıraat farklılıklarının sahabenin ictihadıyla değil, Peygamberimizden öyle öğrenildiği için okunduğu açıkça görülmektedir. Sahabenin: “Bunu bana Rasulüllah okuttu”, “Ben bunu Rasulüllah’tan öğrendim” şeklindeki ifadeleri bunu gösterir.
g)     Goldziher yine sahih olmayan bir rivayete dayanarak meşhur kıraatlerden farklı olarak gerçekleşen bazı kıraatlerin “Rasul’ün kıraati” adı altında kabul edildiğini kaydetmektedir.
Zemahşeri’ninel-Keşşaf’’ından naklettiği bir rivayette Tevbe suresinin 129.ayetinin Rasulüllah, Fatıma ve Aişe’ye atfedilen bir kıraatte “fa”nın üstünüyle “enfesikum: sizin en iyinizden” şeklinde okunduğunu kaydetmiştir. Bu, İbnMuhaysın’a da izafe edilen şaz bir kıraattir. Mütevatir kıraatler arasında bulunmadığı için kıraat olarak itibar edilmez. Verilen bu örnek incelendiğinde bunun kıraat değil, tefsir olduğu açıkça görülür. İlgili ayette: “Sizekendi içinizden bir Peygamber gelmiştir” buyurulmaktadır. Kıraat olarak rivayet edilen ifadeye göre ise mana “sizin en hayırlınızdan bir Peygamber gelmiştir”demektir. Bazı eserlerde yer alan bu tür rivayetler ya nesh edilmiş kıraatlerdir; yada Peygamberimizin tefsir, açıklama mahiyetinde söylediği sözlerdir. Bu tür rivayetler Peygamberimizin kıraati olmuş olsaydı mütevatir On Kıraat arasında yer alırdı.
IgnazGoldziher (1921) “DieRichtungen der İslamischenKoranauslegung (İslam Tefsir ekolleri)” (Leiden-1920, 1952, 1970) isimli eserinde buna benzer bir çok iddiaya yer vermiş ve bu iddialarını isbat etmek için klasik dönem alimlerinin eserlerini ve bazı rivayetlerin bir kısmını ve zayıf rivayetleri kullanmıştır.
Oryantalistler kıraatler hakkında bir takım yanlış hükümlere varırken dayandıkları rivayetleri elbette kendileri uydurmuş değildir. Onlar, Müslümanların eserlerine aldıkları rivayetleri kullanmaktadır. Ancak işlerine geldiği nakilleri alıp değerlendirdikleri; kaynaklarda bunların her biriyle ilgili olarak verilmiş cevaplara yer vermedikleri de bir gerçektir.[31]
Sonuç olarak; kıraatlerle ilgili bu tür iddialar, bir takım zayıf rivayetlere dayanılarak ortaya atılmıştır. Üstelik ilgili zayıf rivayetler hakkında Müslüman bilginler tarafından yapılan değerlendirmeler zikredilmemiş, bilgi ve değerlendirmeler tek taraflı olarak kaydedilmiştir. Aynı konularla ilgili sahih ve meşhur rivayetler çoğu defa göz ardı edilmiştir.
Oryantalistler kıraat farklılıklarını “Mushafların yazı özelliği”, “tefsir amacıyla ilaveler yapılması”, “eş anlamlı kelimeler kullanılması”, “müstensih hataları” gibi sebeplere bağlamışlardır. Oryantalistlerin kıraatler konusunda bilerek ve ya bilmeyerek gözden kaçırdıkları en önemli nokta ise Kur’an’ın yazı ile nakli yanında, Peygamberimiz zamanından itibaren şifahi olarak ve okunarak da nesilden nesile kesintisiz nakledilmiş bulunması ve kıraat farklılıklarının o zamandan beri mevcut olmasıdır. Kaldı ki Kur’an sadece yazı ile değil, Müslümanların hafızalarında yaşayarak ve okunarak da günümüze kadar gelmiştir.












DİPNOTLAR:



[2] Bu makalenin hazırlanmasında Prof.Dr.Abdurrahman Çetin’in Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar - Oryantalistlerin Görüşleri  (Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013) kitabının beşinci bölümünden (s. 305-376) yararlanılmıştır.
[3] Bulut, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi,yıl 2, sayı 3, kış 2002,s. 14-15.
[4] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 313, 320.
[5] Bulut, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi,yıl 2, sayı 3, kış 2002,s. 18-19
[6]GuillaumePostel – Fransız şarkiyatçılığının kurucularındandır. Avranches’a bağlı Barenton yakınındaki Dolerio köyünde yoksul bir anne babadan doğdu ve onları küçük yaşta kaybetti. ParisteSainte-BarbeCollege’inde okudu. Grekçe, Latince, İbranice ve diğer semitik dilleri öğrendi. Fransa’nın 1535’te Osmanlı Devletine gönderdiği ilk daimi elçi olan Jean de la Forest’in maiyetinde yer aldı. İstanbul’da sokak Rumcası, Osmanlı Türkçesi, Arapça, Kıptice ve Ermenice’yiöğrendi. 1538 yılında Linuarumduodecimcharacteribusdifferentiumalphabetum(12 Dilde Alfabe: İbranice, Süryanice, Eski Keldanice, Samarraca, Arapça, Habeşçe, Rumca, Gürcüce, Sırpça/Boşnakça, İlirya Dili, Ermenice ve Latince) adlı kitabını yayımladı. 1538-1539’da Fransızca ilk Arapça Grameri olan GrammaticaArabica’yıyayımladı. Fransa’ya döndükten sonra College de France’de matematik, Grekçe ve İbranice profesörlüğüne getirildi. Bir ara Viyana Üniversitesinde de ders verdi.Geçirdiği bunalım sonucunda hocalığı bıraktı. 1555’te sapıklık suçlamasından hapse atıldı ve hapishanede 3 yıl yattı.Daha sonra Paris’te Saint Martin-des-Champs Manastırı’na kapatıldı ve orda öldü.
[7] Thomas Erpenius – Hollandalı şarkiyatçı ve semitisttir. Gorkum’da doğdu. Leiden Üniversitesi’nde ilahiyat okudu. Hocalarının yönlendirmesiyle Arapça öğrenmek için önce İngiltere’ye sonra ise Fransa’ya gitti. Paris’te yaşayan Kıpti alimi Yusuf b. Ebu Zerkan ile de pratiğini geliştirdi. Arapça sarf ve nahiv ilimleri üzerine yazılmış klasik eserleri okudu. Arapça’nınMağrib lehçesini de geliştirdi. 1612 yılında Hollanda’ya döndü ve Leiden Üniversitesi’nde yeni açılan Doğu Dilleri bölümüne Arapça hocası olarak atandı. Sami Dillerin mukayesesini yaptı. Kendi evinde kurduğu matbaada Arap literatürüne ait eserlerin neşrine çalıştı.
[8]Sylvestre de Sacy – 1758’de Paris’te doğdu. Fransa’da Arapça, İslam ve YakınDoğu çalışmalarının öncüsü olmuştur. Arapça’nın dilbilgisi ve prozodik yapısını incelemiş, ayrıca Dürzilik, Doğu Tarihi, coğrafyası, yazıt ve sikkeleri üstüne de araştırmalar yapmıştır. Eski Mısır dilinin incelenmesine ve hiyerogliflerin çözülmesine de katkıda bulunmuştur. 1785’te Fransa Akademisi’nde eski yazıtlar ve edebiyat akademisyeni oldu. Daha sonra Fars dili profesörü, 1815’te Paris Üniversitesi’nin rektörü, 1828’den sonra daEcoledeslanguesorientalesvivantes (Yaşayan Doğu Dilleri Okulu)’in yöneticisi oldu. Aynı yıl -ömrünün sonuna kadar- Fransa Yazma Eserler Akademisi’ne genel sekreter seçildi. O, Doğu’yu bir bilim alanı olarak tanımlayan kişidir.
[9] Bulut, Yücel, “Oryantalizm’in Tarihsel Gelişimi Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Marife Dergisi,yıl 2, sayı 3, kış 2002,s. 20-29.
[10]Rodinson, Maxime, “Oryantalizmin Doğuşu”, (trc. Yüksel, Ahmet Turan), Marife Dergisi, yıl 2, sayı 3, kış 2002, s. 179.
[11] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 315-316.
[12] Carl Brockelmann – 1868’de Almanya Rostock’da doğdu. 20. Yüzyılın en önemli Doğu bilimcilerinden biridir. İbrani, Arami ve Süryani dillerini lisede, Yunanca, Latince, Arapça, Habeşçe, Türkçe, Sanskritçe ve Ermeniceyi üniversitede öğrendi. Sami dillerini mukayeseli inceledi. Aynı zamanda Türkiyat sahasında da çalışmalar yaptı. 1890’da doktor, 1893’te Breslav (bugün Polonya’da) Üniversitesinde doçent, 1900 senesinde de profesör oldu. Halle, Königsbergve Berlin Üniversiteleri’ndederslerverdi. 1935’teüniversitedenayrıldıysada 1947’de yeniden Halle Üniversitesi’nedöndü. 1956’da öldü.Kitap, makale, tanıtım, tenkitvebenzeriçalışmalarınınsayı 600’ü bulur.
[13]Arent Jan Wensinck – 1882’de Hollanda’da doğdu. Rahip olan babası gibi İbranice ve Süryanice’yi öğrendi. 1901’de kaydolduğu Utrecht Üniversitesi’nde bir yıl teoloji okuduktan sonra Sâmî dillerine yöneldi ve TheEncyclopaedia of Islam’ın baş editörü MartinusTheodorusHoutsma ile çalıştı. 1904 yılından itibaren çalışmalarını Leiden Üniversitesi’nde sürdürdü. 1927’de bu üniversitenin Arapça bölümünün başkanlığına getirildi.
Wensinck muhtelif din ve kültürlerin İslam’ın teşekkülündeki izlerini tesbit etmek amacıyla mukayeseli araştırmalar yaptı. İslam’daki birçok fıkhi düzenlemenin Yahudi kaynaklarına dayandığını iddia etti. 1939’da Leiden’de öldü.
[14] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 317.
[15] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 325.
[16] Maşalı, Mehmet Emin, Kur’an’ın Metin Yapısı –Mushaf Tarihi ve İmlası-, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara 2015, s. 105-108.
[17]GustavWeil – 1808’de Almanya’nın Salzburg şehrinde doğdu. Yahudi bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarında İbranice, Fransızca ve Latince öğrendi. 12 yaşında haham olan dedesinden Talmud’u okudu. 1828’de Heidelberg Üniversitesi’ne kaydoldu. 1830’da eğitimine devam etmek için Paris’e gitti. Burada Arapça ve Süryanice öğrendi. Fransızlar’ın Cezayir’i işgal etmesi üzerine eğitimine ara verip AugsburgerAllgemeineZeitung gazetesinin muhabiri sıfatıyla Cezayir’e gitti. Ocak 1831’de Mısır’a geçip Kahire’de Mehmed Ali Paşa tarafından yeni açılan EbûZa‘bel Tıp Medresesi’nde Fransızca öğretmenliğine başladı. Bu sırada Muhammed Ayyâd et-Tantâvî ve Ahmed et-Tûnisî gibi hocalardan Arapça, Farsça ve Türkçe dersleri aldı. Almanya’yadöndüktensonra 1836’da TübingenÜniversitesi’ndendoktorvehemenardından Heidelberg Üniversitesi’ndendoçentunvanlarınıaldı. 1845’ten itibarenaynıüniversitedeDoğudilleriderslerinegirdi. 1861 yılındaDoğudilleriprofesörlüğünetayinedildi. Böylece Heidelberg Üniversitesitarihinde ilk defayahudiasıllıbirprofesörkadroyaalınmışoldu. 29 Ağustos 1889’da Almanya’nın Freiburg imBreisgauşehrindeöldü.
[18]TheodorNöldeke – Sami ve İslam araştırmalarıyla ünlü Alman Doğu bilimci. 1836’da Almanya Hamburg’da doğdu. Çeşitli akademik görevlerde bulunduktan sonra Strasbourg Üniversitesi’nde Doğu Dilleri profesörü (1872-1906) oldu. Kur’an Tarihi üzerine çalışmalar yaptı. Sami Dilleri ile birlikte Türkoloji ve İranistik ile de ilgilenmiştir.  Nöldeke dil ve edebiyat tarihi ile ilgili çalışmalarının yanı sıra sık sık İslam tarihinin problemleriyle de ilgilenmiştir. Geschichte der PerserundAraberzurZeit der Sasaniden (1879; Sasani Dönemine Değin Perslerin ve Arapların Tarihi) adlı çalışmasıyla et-Taberi'nin Arapça vakayinamesini Almancaya aktardı. Genel okur kitlesine yönelik yapıtları arasında OrientalischeSkizzen (1892, Doğu'dan Çizgiler) ve DasLebenMohammeds (1863; Muhammed'in Yaşamöyküsü) sayılabilir.
[19]OttoPretzl – 1893’te Almanya’nın Bavyera (Bayer) eyaletinde doğdu. Münih Üniversitesi’nden mezun oldu. Lisansüstü çalışmalarını Kitab-ı Mukaddes üzerine yaptı.Akkadca, Habeşçe, İbranice, Süryanice, Mısır Arapça’sı ve Kıptice, Farsça ve Türkçe öğrendi. Ortadoğu ve Afrika’da pek çok Arap ülkesine seyahatler yaptı, buralarda Kur’an tarihi, kıraat vb. konulara dair yazma eserler, mikrofilmler ve fotoğraflar elde etti. Pretzl, 1933 yılında Münih Üniversitesi’ne Sâmî dilleri ve şarkiyat hocası olarak tayin edildi. 1935’te Bergsträsser’in yerine kürsü başkanı oldu. Aynı zamanda Bavyera Bilimler Akademisi üyesi seçildi. Ardından Kur’an tarihi ve kıraat üzerindeki çalışmalarını daha da yoğunlaştırdı. Hocasının ölümünden (1933) sonra onun tarafından başlatılmış olan eserlerin neşri çalışmalarını üstlendi.II. Dünya Savaşı çıkınca 1939 yılı sonunda orduya katıldı. 28 Ekim 1941’de içinde bulunduğu uçağın Sivastopol’da düşmesi üzerine öldü.
[20]Birışık, Abdulhamit, Kıraat İlmi ve Tarihi, Emin Yayınları, 2. Baskı, Bursa 2014, s. 167-168.
[21] Arthur Jeffery – 1893’te Avustralya Melbourne’da doğdu. Melbourne Üniversitesi Doğu Dilleri bölümünden mezun oldu. Kısa bir süre Hindistan’daki bir misyoner okulunda öğretmenlik yaptı. 1921 yılında Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’ne şarkiyat hocası olarak davet aldı. Mısırdaki alimlerle tanışarak kıraat ilmiyle ilgili çalışmalarını derinleştirdi. 1929’da Edinburgh Üniversitesi’nden (İngiltere) doktor unvanı aldı. 1938’de Amerika Birleşik Devletleri’ne geçip Columbia Üniversitesi’nin (New York) Yakın ve Ortadoğu Dilleri Bölümü’ne başkan oldu; aynı zamanda bir ilâhiyat okulunda (UnionTheologicalSeminary) dinler tarihi dersleri verdi. Bir taraftan da Alman şarkiyatçısı GotthelfBergsträsser’in başlattığı ve ölümü üzerine OttoPretzl’in sürdürdüğü Münih’teki Kur’an arşivi projesine katkıda bulundu. Ancak Pretzl’in II. Dünya Savaşı’nda öldürülüp arşivin tahrip edilmesi yüzünden büyük ümitlerle gerçekleşmesini beklediği bu önemli proje sonuçsuz kaldı. Ömrünün son yıllarında telif çalışmalarına ağırlık veren Jeffery 2 Ağustos 1959’da Nova Scotia’daki (Kanada) yazlığında öldü.
[22] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-ı Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 317-318.
[23]IgnazGoldziher (1850-1921), yahudi asıllı Macar şarkiyatçısıdır. 22 Haziran 1850’de Sigetvar’da doğdu. Babası deri tüccarıydı. Koyu bir yahudi çevrede büyüdü. Dört yaşından itibaren İbranice öğrenmiş ve Tevrat dersleri almaya başlamıştır. On altı yaşında Budapeşte Üniversitesine girdi. Burada Türkçe, Farsça ve Arapça öğrendi. Ünlü oryantalistlerden dersler aldı. 1873-1874 yıllarında Yakındoğu gezisine çıktı. İstanbul, Beyrut, Şam, Kudüs ve Kahireye gitti. Kahire’de Ezher hocalarının derslerini takip etti ve Ezher talebesi cübbesini giyen ilk gayri müslim Avrupalı oldu. Seyahati boyunca Macar İlimler Akademisi Kütüphanesi için Arapça yazma ve basılı kitaplar aldı. 1897 ve 1899 yıllarında toplanan XI ve XII. Şarkiyatçılar Kongresi’ne sunduğu iki raporunda bir İslâm ansiklopedisinin telifi için hazırlandığı projeyi tanıttı. Aslında böyle bir teklif daha önce William Robertson Smith tarafından da yapılmış (1882), fakat yayıma ancak 1908’de başlanabilmişti. Uzun yıllar boyunca Budapeşte Yahudi Cemaati’nin idari ve eğitim sekreterliğini yaptı. 1910’da Macar Krallığı saray müşaviri oldu. Bazı oryantalistler onu “İslami araştırmaların tartışılmaz üstadı” ve “deha”, bazı Müslüman bilginler ise “şarkiyatçıların en tehlikelisi, tesiri en geniş ve en çok ifsat edici ” olarak değerlendirmişlerdir.Goldziher’in çeşitli dillerde yayımladığı kitap ve makalelerin sayı 700’ü aşmıştır.
[24]Frantz Buhl – 1850’de DanimarkaKopenhag’da yahudi bir ana babadan dünyaya geldi. Kopenhag Üniversitesi’nde ilahiyat ve Doğu dilleri eğitimi aldı, Arapça öğrendi. Ayrıca Aramice ve İbranice’yi de öğrendi. 1889’da bir Ortadoğu gezisine çıktı ve yazacağı eserler için kaynak topladı. Farklı görevler yaptıktan sonra 1911 yılında Kopenhak Üniversitesi’ne rektör tayin edildi. İslam Ansiklopedisi’nin ilk neşrinde otuzu aşkın maddeyi o yazmıştır. Özellikle klasik Arapça ve Cahiliye şiiri başta olmak üzere Arap dili ve edebiyatı üzerine çalışmalar yapmıştır.
[25]AlferdGuillaume – 1888-1965. Hadis ilmi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan İngiliz şarkiyatçı. Oxford Üniversitesi’nde teoloji ve Doğu dilleri okudu. 1. Dünya savaşı sırasında Mısır’da İngiliz Ordusu’nda yüzbaşı olarak çalıştı. Savaş sonrası Durham ve Londra Üniversiteleri’nde görev yaptı. II. Dünya savaşı sırasında Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde misafir profesör olarak bulundu. 1947-1955 yıllarındaLondraÜni­versitesi’ndeArapçaprofesörlüğüve The School of Oriental and African Studies’in Yakın veUzakdoğuBölümübaşkanlığıgörevlerindebulundu. 1951’de İstanbul’­datoplanan XXII. MilletlerarasıMüsteşriklerKongresi’nekatıldı. 1953’te İstan­bul ÜniversitesiEdebiyatFakültesi’nindavetlisiolarakBatıdakiİslâmaraştır­malarıüzerinebeşayrıkonferansverdivebukonferansıylaTürkilimçevre­lerindehaylitepkiçekti. 1955-1957 yıllarıarasındayinemisafirprofe­sörolarakAmerikaBirleşikDevletleri’nin Princeton Üniversitesi’ndeArapçaokuttu.
[26]Louis MassignonIgnazGoldziherinDie Richtungen der İslamischen Koranauslegung” isimli kitabını “Goldziher’in şaheseri” olarak nitelemiştir. Bu eser, Abdulhalim en-Neccar tarafından “Mezahibi’t-Tefsiri’l-İslami”ismiyle Arapçaya çevirilmiştir (Kahire -1955). Aynı eseri Mustafa İslamoğlu Arapça tercümesinden “İslam Tefsir Ekolleri” adıyla Türkçeye aktarmıştır (İstanbul-1997).
[27] M. Hamidullah’ın bildirdiğine göre bugüne kadar bulunan en eski papirüs hicri 22. yıla yani Hz. Ömer dönemine aittir ve bu papirüste خ د ش ن harflerinin üstünde noktalar vardır.
[28]Ayette cennet içeceğinin beyaz ve berrak olduğu ifade edilmiştir. İbn-i Mesud’un rivayeti olduğu iddia edilen okunuşta ise cennet içeceğinin sarı olduğu ifade edilmiştir. İçeceklerin birkaç türlü olması gayet tabiidir. Buna rağmen böyle bir kıraat sahih değildir.
[29] Bu haberi naklettiği bildirilen Yahya b. Ya’mer ve Abdullah b. Abbas’ın kölesi olan İkrime, Hz.Osmanı görmemiştir.
[30]Ahmed b. Hanbel, “el-Müsned” IV, 30
[31] Çetin, Abdurrahman, Kur’an-i Kerim’in İndirildiği Yedi Harf ve Kıraatlar-Oryantalistlerin Görüşleri-,Ensar Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2013, s. 325-376.